16.1.12
elinin tersi
Bir andır!
Özlemin, öfkenin, sevginin, hüznün ve mutluluğun iç organlarınızdan dışınızdaki tüm ruh hücrelerinize kadar sizi sardığı bir andır!
Koyduğunun hedefler, tüm çabanız, düşünceleriniz, mantığınız, hesaplamalarınız, ihtiyatlı davranışlarınızın bir kenara çekilip yol verdiği bir andır!
Bastırılmış ya da varlığından haberiniz dahi olmayan karmaşalarınız su yüzüne çıkmak için beklediği lodosun gökyüzüne hakim olduğu bir andır!
Bir başlangıç, bitiş, dönemeç gibi gözükse de karar vermek için peşinde sürüklediği ağırlıklardan yüreğini kurtarmak için çırpındığın bir andır!
Geleceğe bakarak sindirdiğin tüm geçmişin üzerine eklemek istediklerinden vazgeçmene ramak kalan, dişlerini sıkmaktan ağrıtan bir andır!
Sevinçten sıçrayıp, çığlık atmak için etrafı kolladığın, birine sarılmak için bile adam seçtiğin, sevdiğin şeylerin farkına vardığın bir andır!
Asla konuşmam zannettiğin şeyleri paylaştığın, duyduğun, gözlerin kurudu zannederken bir şelale keşfettiğin, bunca zaman neden aramadım dediğin bir andır!
Tüm bu anlarda elinin tersini gösterip hayata okkalı bir Osmanlı tokadı yapıştıramıyorsan,
Söylenenleri elinin tersiyle itip kocaman bir kahkaha atamıyorsan,
Dudağını büzülmesini elinin tersiyle itip gözlerinin buğulusunu dindiremiyorsan,
Kurduğun tüm düşüncelerin elinin tersini gösterdin diye yıkılacağını düşünüyorsan,
Sineye çektiklerini elinin tersiyle itip şöyle içine sinen bir laf sokuşturamıyorsan,
Sevdiğin yanında olsun diye kırgınlığı elinin tersiyle itip ısrarla arayamıyorsan,
Paylaşmak istediklerinin dizildiği manav listesini elinin tersiyle itip aklına ilk geleni söyleyemiyorsan,
Nerde o bir an!
Zaten yaşamak dediğin o bir an!
İbret alacağın, gönlünün sana hakim olduğu o bir an!
Kendini elinin tersiyle itip kendin olmayı başardığın yalnızca o bir an!
8.1.12
yetinmeyi bilir misin?
Bize verilenden fazlası değil midir gözlerimizi diktiğimiz?
Oysa ne kadar rahattır durduğumuz yer gönlümüzün sıkılganlığı olmasa.
İstediğimizle olduğumuz kişi bir değilken bulunduğumuz yer tek sorun gibi gelir.
Kendi sınırlarımızdan çıkamadığımızadandır şehirleri terkedişlerimiz.
Yetinemeyiz hayatın bize biçtiği rol ile, daha fazlası yüreğimizin mi nefsimizin mi isteğidir?
Bilemeyiz...
Nefeslerimiz boğazımızda boğum boğumken,
Gökyüzü üzerimize çökmekteyken,
Yer bir bataklık gibi bizi içine çekerken,
Gözlerimizi kapattığımızda görürüz gerçeği,
Ayıkken bir kabustayızdır sanki.
Şanslar, fırsatlar, kovaladığımız parlak anılar, ulaşamadığımız hayallerimizdir.
Hayal etmek bile bir yetenek olmuş kafamızda dolaşan binlerce kurgu arasında.
Mantık çerçevesine sığdırdığımız pembe bulutların rengi değişir olmuş.
Suyun hırçınlığına kızarız iskeleleri yıkar ona ulaşmamızı engeller diye,
Oysa asıl biz onun yerini daraltırız yüreğimizden uzaklaştırarak.
Dün gece gördüğüm rüya bile suya ait olduğumu söylerken bana,
Hayatımın geçtiği karaya nasıl set çekeceğimi,
Yüreğim yalnız suya bağlıyken tüm diğer bağlarımdan nasıl uzak kalacağımı,
Kararlarımı başıboş bırakmışken bunca zaman onları nasıl sahipleneceğimi,
Hayal etmeyi tekrar nasıl öğreneceğimi,
Söyleyebilecek olan var mı?
Tüm bu karmaşanın hayatımdaki güzellik olduğunu anlamak ise bana has sanıyorum...
En büyük hayalim bir vatoz olmak... Pürüzsüz, sevecen, narin, suya ait...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

