22.10.11

kaldı



gecenin sessizliği örttü üstümü
düşüncelerim ayazda kaldı
sen dalgalanırken semalarda
bahar sana hayran kaldı

gün hasretliğimin ışıltısıyla parlarken
burun sızlatan taze kokulardan yoksun
derin iç çekişlere mahkum
dağ başlarında kavrulan bir yürek kaldı

kapılar açılmazken maziye
pencerelerden sızan umut vardı
adımlarken zamanın tünellerini
nefeslerim sensiz kaldı

sarındığım tüm hislerimden arındım
anadan üryan çarpıştım yokluğunla
sıyrıldığım benlikle yüzleşemedim
aynalar sandık lekesine mahkum kaldı

gelmeyen otoüslerin durağında
eski bir semti sayıklıyorum
tabelaların küf kokusunda
güzelliğini aramak bana kaldı


18.10.11

hilibon ve cupcake





Arkadaşım Hilal'in pasta tasım atölyesi Hilibon'da şahsıma özel bir cupcake günü düzenledik. Hiç durmadım tabi fotoğraflarımı çektim. Beyaz çikolatalı, frambuazlı kişisel tasarımlı tek kişilik kekler. Hem hediye için hem kişisel zevkiniz için kurabiye, pasta, cupcake siparişlerinizi email ile gönderi elcağızlarımızla evlerinizi, midelerinizi şenlendirecek tatlışlar yapalım... Hilal'ciğime teşekkürler...






33. avrasya maratonu



Geçen sene barbaros bulvarına kurulmuş gelen geçenin fotoğraflarını çekerken "Seneye o köprünün üstünde olacağım!" demiştim. Rabbim kısmet etti çok şükür fakat sanki aynı ekim değil bol rüzgar ve yağmurluydu bu seneki. Bir çok farklı fotoğraf klübünden arkadaşım o kalabalıktaymış ama karşılaşamadık 100.000den fazla kişi içinde karşılaşsak komik olurdu zaten. İstanbul hakkında en merak ettiğim şeylerden biri o köprünün ortasından dünyanın nasıl göründüğüydü, cevabımı aldım; muhteşem. Bir çok fotoğraf çektim çoğu yağmur azizliğinden nasibini aldı tabi. Göz atmak isterseniz buyrun efendim.
 http://www.facebook.com/media/set/?set=a.191798407536783.45959.190363131013644&type=3&saved#!/media/set/?set=a.244050852311538.56028.190363131013644&type=1

17.10.11

kişisel marka



Marka olmak hem çok kolay hem zor şu devirde. Reklamlar sayfamda da paylaştığım gibi çeşit çeşit alanda milyonlarca reklam var. Kısa, orta ve uzun dönemli hafızamıza seslenmekte ve zihnimizdeki yerlerini kuvvetlendirerek taleplerimizi sürekli kılamaya çalışmaktadırlar. Peki ya kişisel markalarımız?

Ünlüler aleminde gördüğümüz gibi hiçbir işi tam yapmasalarda bilinirlik düzeyleri çok yüksek insanlar bulunmakta; iyi ya da kötü anılmaları farketmez. Sosyal hayatımızda bile facebooktaki arkadaş sayımız, twitterda followerlarımız, sayfalarımızın beğenilme sayıları, retweet edilen tweetlerimiz, sözlüklerde aldığımız artı oylar, formsquarede aldığımız rütbeler, kazandığımız ödüller...v.s.

En küçük destek ayrıntısı bizim yaptığımız iş ya da içinde bulunduğumuz durum her neyse ona karşı olan motivasyonumuzu entkilemekte. Hepsi onaylanma duygumuz kaynaklı durumlar. Bir taraftan da muhalif seslere olan hayranlığımız var tabi. Herkese karşı gelen başarılı olan insanlara karşı gıpta ediyor, onların başarı hikayelerini okuyor fakat sistem içerisinden çıkmak konusunda hiç bir atılımda bulunmuyoruz. Kimimiz dijital sosyalliği sınırlı kullanıp hiç bulaşmıyor, kimimiz kilitli hesaplarla geziniyor, kimimiz paylaşmak adına tüm hayatını ortaya saçıyor. Hepsi kişisel markamız için farklılaşma isteğimizin sonucunda seçtiğimiz stratejiler.

Biz kendimizi nerede görmek istiyoruz? İnsanların bizi nerede görmelerini istiyoruz? İnsanlar bizi gerçekte nasıl görüyor? Biz başkalarını nasıl görüyorz?

Tanımlamalarımız beynimizdeki kodlar gibi; hani facebookta tüm "kanka"larını kardeş olarak ekleyen liseliler gibi. Hayatımızı önümüze çizip gelmiş geçmiş gelecek hesapları yapmadan özgürce yaşayamıyoruz artık. Etrafımızdaki herkes bir tanımlama bekliyor, duygularımız bile bir isim, bir konum istiyor zihnimizde. Tanımlar rastgele kullanıldıkça içleri boşalıyor ve verdikleri his zayıfladıkça zihnimizdeki konumlarda sarsılmaya başlıyor.

Psikologlar şuan en çok kazanan insanlar çünkü insanları kafası çok karışık. Aynaya baktığınızda kendinizle barışık olmanız gün geçtikçe zorlaşıyor. Paylaşımlarınız arttıkça kendi öz değerinize sakladığınız güven ancak etrafınızdan destek bularak güçlenebiliyor. Hesaplaşmanızın asla bitmediği geçmiş ve gün geçtikçe bulamadığınız işler ya da içinde bunaldığınız işler dolayısıyla stresle dolmaya başlıyor. Aranmak, bulunmak, keşfedilmek isteğiniz artarken kişisel gelişim kitapları herkesten bir lider yetiştirmeye kalkarak tatminkarlık duygusunu, takım içersindeki uyumu yok ediyor.

"Erkeklere elinin kiri, kızlara evinin direği" diyerek yetiştirilen nesillerde boşanmalar had safhaya giderken evlilik yaşı bir taraftan 30lara kadar geciktirilirken bir taraftan 18e düşmekte. Okumaya kendini adayan "marka" olmayı hırslarıyla karıştıranlarla okumakla birşey olamayacağını düşünüp erkenden bir "düzen" kurma telaşesinde olanların  çatıştığı bir devirdeyiz. Ortada sıkışanlar ise tüm değerler sorgulanırken sahip çıkmaya çalıştıkları benlikleriyle var olma çabasındalar; benim gibi...


Bu yazıma ilham veren Pınar Kılıç hocamın ödevidir.

15.10.11

sezen- vay

Herkes sussun! Ben susayım!
Yazmak bile külfet olsun! Bir o yazsın, o söylesin; bu şarkıya boyansın tüm duvarlarım...


Nice zaman olmuştu şarkılarda kaybolmayalı düşüncelerim,
Niceleri gelip geçmiş ömrümden ardarda yuvarlamayalı gözyaşlarımı...
Daha niceleri gelecek diye beklerken yetişti hüzün boşluklarımın şarkısı...

13.10.11

toz pembe

Ne filmler ne kitaplar okuduk hayallerimizi bulutlara taşıyan bizi umud etmeye teşvik eden. Aşka inancımızı tazeleyen romantik komediler, hayatın çelmelerine gülüp geçmemizi öğütleyen. Başımıza gelene kadar inanamayız tesadüflerin (aslı tevafuktur) hayatımızdaki büyük yerine.  Basit gelir harcadığımız çabanın sonucunu takır takır kazanacağımız,çorap söküklerinin aynı hızla geri dikilebileceğine olan inancımıza sadık kalamayız bir türlü. Zaman zaman sonbahar bile vurur hayallerimizin rengini, bulutlardan nem kapar üzerimize sıçrayan sularda boğulur muzip gülümsemeli planlarımız. Bir ucundan yakalamak istediğimiz hayata rasyonel bakmaya başladıkça kapatırız kendimizi karmışızdaki fırsatlara görsek bile atlamayız kaçmak üzere olan vapura. O kadar temkinli oluruz ki 10 saniye kalan yeşil ışıklarda bile geçmeyiz karşı kaldırıma. Sonra bir bakmışız tüm otobüslerin peşinden koşmaktan bıkmış, son sefer vapurlarını kaçırmış, bayramları birleştirmeyi düşündüğünüz haftasonları yağmur yağmuş bir insanla karşılaşmışız aynada. Toz pembe olmasa da hayal kurmak lazım, hatta eskilerde naftalinleyip kaldırdığımız hayallerimizi yerlerinden çıkarıp hatırlamak lazım. Umut en çok sonbahara yakışır belkide sonuçta her elveda yanamışlıkların kanıtıdır, her merhabanın bir serüven ihtimalini getirdiği gibi. Tanıştığınız bir kişi, gideceğiniz bir yer, yapacağınız tek bir iş hayatınızı değiştirebilir fakat onu bulana kadar olduğunuz kişiyi ümitleri solmuş biri ya da hüsran kıyılarına vurmamak için limanda demirli bir gemi olmaktan kurtarmak zorundasınız. Katlanmanız gerekenlerin, vazgeçmeniz gerkenler kadar önemli olduğunu unutmayın. Her yatırım gelecekte yapacaklarınızın temeli olmayabilir Steve Jobs olamayız hepimiz. Fakat kendine yatırım yapmak, kendine tatil vermek; kendine değer vermektir aynadakiyle yüzleşmenizi sağlayacak olan. Dünyayı mavi görüyor olabilirim ama bu pembelikleri silip attım demek değil, en azından onlara tekrar alışmaya çalışıyorum...

p.s. 3000 izleyiciye ulaşmaya çok az kaldı. hepinize çok teşekkürler yazılarıma eşlik etmeye değer gördüğünüz için...

2.10.11

yeniden




Hiç her şeyi silip yeniden başlamak istediğiniz oldu mu? Hani tüm yanlışlardan, size yapılan ve sizin yaptıklarınız, arınabileceğiniz duygusu yerlşeti mi yüreğinize? Okumuş olduğunuz her kelimenin ruhunuzda yaydığı renklerden aldığınız haz ile dilinizden dökülecekler adına heyecanlandınız mı? Sorulan soruların içerisinde sahip oldukları cevapları bulmak adına girdiğiniz tüm savaşların yorgunluğunu üstünden atabilecek olmanın ferahlığı kapladı mı içinizi? Eksikliğini hissetmek için duygularınızla yüzleşmeniz gerektiğinde duyduğunuz huzursuzluktan sıyrılabilmek istemediniz mi? İkinci çoğul kişilikle seslenilen tekilliğini kitaplara saklamış insanların yapay sıcaklığını yansıtan gülümsemelerinden kaçmak istediğiniz olmadı mı?

Hiç kıskanabilmenin rahatlığını aramadınız mı? İstekleriniz ihtiyaçlarınızla harmanlandığınızda mantığınızı kovup rahatlamak istemediniz mi? Tebrik etmekte sıkılıp yaşadıklarınızı sorgulamaya başladınız mı? Kuru soğuğun her nefesinizle sinenize çöken ağırlığı boğmadı mı hayallerinizi? Uzun yürüyüşler yapmadınız mı konuşacak konu bulamadan, kendinizle bile? Öz güveninizle yaşarken başkalarının aynalarıyla karşılaştığınızda başarmak istedikleriniz daha zor görünmedi mi gözünüze?

Pazar sabahına karmaşık rüyalarla uyanan ve inşaat gürültüsüne dayanıp odada kalmakla dışarı çıkıp ne yapacağını bilmeden dolanmak arasında kalmadınız mı, güneşli bir ekim gününde?