şairlerden





Özdemir Asaf- Yer

bir yerde o varsa,
onda da bir yer vardır.
yer nerede ya da ne kadarsa;
o yoksa, yok kadardır.
ama bir de o varsa,
yer hem hep kadar, hem her kadardır.

Nazım Hikmet - Ölümün Sırrı


ölümün sırrını sordum bir gence
güldü de bu ani suale önce
ölüm dedi, ölüm bir hiçtir bence
gençliğimi yalnız aşk ile ördüm

rast geldim ak saçlı bir ihtiyara
lanetler ederdi eski bir yare
sorunca ölümü dedi bir çare
çünkü rüya gibi bir hayat sürdüm

bu sırrı sormağa karar verdim ben
hayatı hicramla dolu ölüden
baktı boş gözlerle ayet okurken
dedi ben hayatı ölümde gördüm



Cahit Sıtkı Tarancı - Neden Sonra


neden sonra farkına varıyorsun
etrafındaki korkunç ıssızlığın.
yar olsun, dost olsun, ne arıyorsun
adresi belli mi vefasızlığın?

aşk, dostluk!.. hepsi dökülür yapraklar!
çığlak bir ağaç durgun suda aksın.
yalnızlık dediğin hayatta başlar;
kabir boyunca devam etmek için.




Fazıl Hüsnü Dağlarca - Deniz Feneri


uzanmis koca burun açik denize dogru,


lacivert ve gri gecenin degerinde.

karanlikla baslar bir dünya sevgisi,

deniz feneri parlar,

talihe aldirmadan kayalar üzerinde.



bulutlar birlesir alaca düzlüklerde,

çöker uzak limanlardan bir sis.

bir sikinti baslar karanliginda kaderin,

bildirir, yaninca yaninca,

ömrün neresindesiniz, askin neresindesiniz?



yüregin mi daraliyor, yildiz isiginda,

birak anilar gitsin biraz daha geri.

ruhu götürmeden vakit yürüyebilir,

düsün nasil durmus sabirla yüzlerce yil,

hep bu benekte bu deniz feneri.



bak deniz savaslarina, yasli korsanlara,

uçan dalgalara, uyuyan rüzgara bakmis,

bir tek göz kadar kara ve mavi,

enginle bos,

kismetsiz balikçilara bakmis.



saçlarinda tuz kokan, ölü kokan bir serinlik,

yüzünde bir firtina tadi.

durursun yorgun, umutsuz,

birden bir daha yanip söner, sevinçle titrersin,

bir sey, belki de yasaman uzadi.



yaslidir dullarin ölçülmez özleminde,

güçlüdür kocaman geceleri tasir.

delidir, konusmaz, uyumaz,

sonrasizligin iyiligini bekler, kötü günlerden,

akillidir.



sarhos gemilerimiz sallanir sallanir,

gömülmüs kasirgalarin uykusuyla belli,

kayalar mezarlara benzer enginlerden,

duyulur sudan göge kadar,

`ölüsü kandilli.`



vakit yok olur, zamandan bosalir varlik,

düsmez burçlardan haber.

bir ugursuzlukla agir ve yorgun,

bütün insanlar bitti sanirsiniz,

deniz feneri gülümser.


***

Rıdvan Canım- Deniz Türküsü


bir hırçın denizdi saçların

her gece yüreğimde dalga dalga büyüyen

gözlerin bir deniz

bensizliğin tenha kıyılarında gezinen

bir denizdi ellerin

ve parmakların büyülü türküsüydü denizlerin

ayaklarında gezinirdi hasretin en mavi suları

adını yazmadığım kumsal mı kaldı yâr

yüzündür diye/bildiğim

ve ürkek bir martıydı bakışların

serin rıhtımlarda geceleyen



deniz türküleri söylerim şimdi ben

yalnızlığın demir attığı kıyılarda

korsan çığlıkları gelir rüyalarıma her gece

sen gelirsin ardından

deniz kokan saçların gelir sonra

dalga dalga

şimdi her limanda koyu bir sensizlik

dönüşün hangi eylül akşamıdır kim bilir?

söyle hangi sonbahar biter bu hazin türkü

ve kıyılarda kol gezen

bu ölümcül sessizlik

***
Şahin Taş- Ey Şair

iptir kendir ey şair
bük de döndür ey şair

"bugün, yarın" dediğin
artık dündür ey şair

vakti geldi dayandı
sözü söndür ey şair


***
Refik Durbaş- Pusula

annemin öldüğü yaşı çoktan geçtim
suyun vefası ve acılar
-bir de gökyüzü
çocuklarım olsa da

babamın öldüğü yaştayım artık
gurbeti sıla, sılası hicran
bir de yalnızlık
arkadaşıl olsa da

rüzgarlar yazsın aşkımı

ama gönlüm hala
oğlumun aşık olduğu yaşta
sevdanın pusulası
anılarım olsa da

iki güvercin ey ömrüm
yılların omuzuna tünemiş
biri hayat, öteki ölüm
yaşadığım olsa da

biri refik, öteki durbaş aslında




***
Ömer Bedreddin Uşaklı- Deniz Hasreti

gözümde bir damla su deniz olup taşıyor,
çöllerde kalmış gibi yanıyor; yanıyorum.
bütün gemicilerin ruhu benda yaşıyor,
başımdaki gökleri bir deniz sanıyorum.

nasıl yaşayacağım ey deniz, senden uzak?
yanıp sönüyor gibi gözlerimde fenerin!...
uyuyor mu limanda her gece sallanarak,
altundan çivilerle çakılmış gemilerin?

sevmiyorum suyunda yıkanmamış rüzgarı;
dalgalarım gözümde tütüyor mevi, yeşil...
içimi güldürmüyor sensiz ay ışıkları;
ufkunda yükselmeyen güneşler güneş değil!

bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden
dağlardan, ormanlardan sana akacak mıyım?
ey deniz, şöyle bir gün sana bakacak mıyım;
elma bahçelerinden, fındık bahçelerinden?


***
Ahmet Hamdi Tanpınar- Ne İçindeyim Zamanın...

ne içindeyim zamanın,
ne de büsbütün dışında;
yekpare geniş anın
parçalanmış akışında,

bir garip rüya rengiyle
uyumuş gibi her şekil,
rüzgarda uçan tüy bile
benim kadar haif değil.

başım sükutu öğüten
uçsuz, bucaksız değirmen;
içim muradıma ermiş
abasız, postsuz bir derviş;

kökü bende bir sarmaşık
olmuş dünya sezmekteyim,
mavi, masmavi bir ışık
ortasında yüzmekteyim.

***
Necip Fazlı- Çocuk

annesi gül koklasa, ağızı gül kokan çocuk;
ağaç içimde ağaç geliştiren tomurcuk...

çocukta, uçurtmayla göğe çıkmaya gayret;
karıncaya göz atsa "niçin, nasıl?" ve hayret...

fatihlik nimetinden yüzü bir nurlu mühür;
biz akıl tutsağıyız, çocuktur ki, asıl hür...

Allah diyor ki: "geçti gazabımı rahmetim!"
bir merhamet heykeli mahzun bakışlı yetim...

bugün ağla çocuğum, yarın ağlayamazsın!
şimdi anladığını, sonra sanlayamazsın!

insanlık zincirinin ebediyet halkası;
çocukların kalbinde işler zaman rakkası....
***
Mustafa Kaya- Gün Batımı

ne şarkıların coşkusu
ne rüyaların aldatıcılığı yetiyor
yüreğimi yakıyor ayrılık
kahırdan ölmek üzereyim
bütün bahanelerim tükendi
sensizlikten
ruhum kanıyor
eğer bu
aşk için/se
ayrılıkları tazelesin
gün batımı...

***
Nazım Hikmet-O Gece Deniz

birden rüzgar hayat gibi esince
karanlıklar ağır ağır gerindi
denizdeki içli hayat bu gece
sonu gelmez ölümden de derindi

bu ilahi büyüklüğün nedesi
doldurmuştu nihayetsiz boşluğu
andırırdı hayattaki son sesi
dolgaların sahildeki doluğu

***
Turgut Çelik- Kesit I

binmek şimdi bir uçağa
nereye gideceğini sormadan
ya da yürümek
o dönülmez
ve çıkmaz sokaktan
kuyruğa dikilmiş
ejderhalar içinde
usandım
nereye gitsem
kendime rastlamaktan

***
Fatma Çolak- Hüzün Sondan Eklemeli Bir Dildir

sanırım ağlamıştın yola uğurlamadan
sanırım santurların ölümünden evveldi
su döktürmüş gibi yamalı bir kırbadan
yedi hazan geçti tam, kalbin geri gelmedi

ağaçlara ve ipek mendillere bakarak
Ya Hu derdin, bu dünya şivekârdan işveli
doğuya gülümserdin denizden uzanarak
tütsülerdi sabahı hüsnü aşkın meseli

bir hüzzam büyütüyor hançerendeki sesin
eski miyatürlerde uyuklayan bir peri
ışığına sarınıp uzak bedestenlerin
gölgede koymuş neden yağmuru ve gülleri

şimdi mevsim erguan bir sehpa hazırlıyor
bilinmez santurların göç ettiği şehrâyin
yedi başlı korkuyu bak nasıl korkutuyor
her rüyanın başını çeken kanlı hain

kalbinin gurbetinde yoldaşın say gülleri
o şuh ezgi ola ki döner yeniden
çpmemiştin halbuki bulutun gözlerini
hicran getirdi yağmur şafak sökmeden.

***
Cahit sıtkı Tarancı- Sevsen Beni Çocuğum

sevsen beni çocuğum!
geçen güne yazıktır.
bugün var yarın yoğum;
işim bir şarkılıktır.



***
Nahit Kayabaşı- Güzelkız Sokağı

akşamüstü, Kayhan'dan aşağı


inerken dalgın, düşünceli

birden bir sokak: Güzelkız Sokağı

ve bir ahşap pencere, basma perdeli



eski zamanlardan bir kapı

ardında küçük, dualı dünya

sessizce sürüyor saltanatı

balkonda iki saksı sardunya



içerde birtakım sesler: dikiş makinesi

belki çeyizini işliyor Güzelkız

bir şeyler anlatıp duruyor annesi

kızın aklı kısmette, aralıksız



eşikte kıvrılmış hırsız kedi

lokma kokusu geliyor bahçeden

sahi, bugün Regaip Kandili

tövbe güğümleri doluyor çeşmeden



komşu pencerede bir kadın

dalıp gitmiş kendi alemine

yok üzre yaşamaktan kırgın

adı bile yazılmamış defterine



ben nasıl şairim, ayıp

kırk yıldır geçmemişim buradan

kimbilir kimler geldi, kimler kayıp

öğrensem anlamı yok sonradan



bu sokak kimden aldı adını

bilsem vurulurdum mutlaka

kütüklerde bulamadım kaydını

hayat dediğin zaten, tuhaf bir şaka



***

Nazım Hikmet Ran - Tahir'le Zühra Meselesi

tahir olmak da yıp değil, zühra olmak da


hatta seda yüzünden ölmek de ayıp değil,

bütün iş tahir'le zühra olabilmekte

yani yürekte.



mesela bir barikatta dövüşerek

mesela kuzey kutbuna keşfe giderken

mesela denerken damarlarında bir serumu

ölmek ayıp olur mu?



tahir olmak da ayıp değil, zühre olmak da

hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.



seversin dünyayı doludizgin

ama o bunun farkında değildir

ayrılmak istemezsin dünyadan

ama o senden ayrılacak

yani sen elmayı seiyorsun diye

elmanın da seni sevmesi şart mı?

yani tahir'i zühre sevmeseydi artık

yahut hiç sevmeseydi

tahir ne kaybederdi tahir'liğinden?



tahir olmak da ayıp değil, zühre olmak da

hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.


***

Can Bahadır Yüce- Denizde Ölmek


su kendine dönüyor, mavilikler kendine

kendine dönüyorsun, işte; kendi yüzündür,

hiç kimse görmemeli, saklan suyun sesinden

üşümesin yıldızlar, yalnızlığını söndür



korsan, daha ne kadar gizlenecek bu hüzün?

yalnızların yalnızı, hey korsan, hey serseri;

deniz çirkinleşmeden gömülüp git sulara

bilmez misin dünyada korsanların yok yeri...



2.

dudaklarımda gizli sulardaki tuzlu sır,

sessizce öleceğim, bilmesin kimsecikler

bir eşkıya ağzında bu yük nasıl taşınır?

çekin üstümden göğü, beni ölüm temizler


***

Ziya Paşa- Terkib-i Bend

Pek rengine aldanma felek eski felektir


Zira feleğin meşreb-i nasazı dönektir



Ya bister-i kemhada ya viranede can ver

Çün bay u geda hake beraber girecektir



Allah’a sığın şahs-i halimin gazabından

Zira yumuşak huylu atın çiftesi pektir



Yaktı nice canlar o nezaketle tebessüm

Şirin dahi kasdetmesi cana gülerektir



Bed-asla necabet mi verir hiç üniforma

Zerduz palan ursan eşşek yine eşşektir



Bed-maye olan anlaşılır meclis-i meyde

İşret güher-i ademi temyize mihenktir



Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir

Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir



Nadanlar eder sohbet-i nadanla telezzüz

Divanelerin hemdemi divane gerektir


Afv ile mübeşşir midir eshab-ı meratib

Kanun-i ceza acize mi has demektir



Milyonla çalan mesned-i izzete serefraz

Birkaç kuruşu mürtekibin cay-i kürektir
***


Cahit Sıtkı Tarancı-Bu Akşam Vakti Deniz

bu akşam vakti deniz,
o bütün hasretimiz,

sanki gelmiş de dile,

nedametin sesiyle,

çarparak kafalara,

yetmez mi, diyor deniz,

karada çektiğiniz?



***

İstanbul- Ataol Behramoğlu

Göğsüme bir İstanbul çiziyorum
Başparmağımla, kelebek biçiminde
Çocukmuşum gibi aynanın önünde
Yüzümü saçlarımı okşuyorum

Kadıköyden herhangi bir deniz
Tenha bir tramvay şişliden
Samatyadan belki sultanahmetten
İncir ağaçları anımsıyorum

Göğüsüme bir İstanbul çiziyorum
Bağparmağımla, kelebek biçiminde
Biraz umutsuzum, biraz yorgun işte
En çok gözlerimi seviyorum

***
Tanışma-  Üstün Dökmen

Eğer bir gün,
yüzünün renginden ötürü
çıkarsan mahkemeye,
"Vallahi kalıtımdan oldu" diye,
korkma, ben sana tanıklık ederim.

İnsanların,
yüzlerinin ve gözlerinin rengi
başka başka da olsa,
gözyaşlarını rengi hep aynıdır.

Ne bir kelimede anlaştılar,
ne aynı avuçtan su paylaştılar.
Yalnızca gözyaşında
bir de kahkahada buluştular.

Yer tanık olsun, gök tanık olsun,
Bütün doğmuşlarla ve doğacaklarla
tanışmak mümkün.
Akıllarda ve yüreklerde göz göze geldik bugün.
Bin yıl önceden bana selam söylediler;
Bin yıl önceski anneler, annmeden az mı sevdiler?
***

Bir Günün Sonunda Arzu-   Ahmet Haşim

yorgun gözümün halkalarında
güller gibi fecr oldu nümâyân,
güller gibi...sonsuz iti güller,
güller ki kamıştan daha nâlân,
gün doğdu yazık arkalarından.

altın kulelerden yine kuşlar,
tekrarını ömrün eder ilân.
kuşlar mıdır onlar ki her akşam,
âlemlerimizden sefer eyler?

akşam, yine akşam, yine akşam,
bir sırma kemerdir suya baksam;
akşam, yine akşam, yine akşam,
göllerde bu dem bir kamış olsam!

***
Son Söz-     Oktay Rifat Horozcu

boğazından lıkır lıkır geçen
şu suyun kıymetini bil
nedir ki bu mavilik deme
pencereden görebildiğn kadar
göğün kıymetini bil
kıymetini bil çiçek açmış bademin
güneşli odanın çamurlu sokağın
beyazın siyahın yeşilin
 pembenin kıymetini bil
dirlik öyle bir şey yürekte
sevinçle çırpınır
kavak yelleri eser insanın başında
insanoğlu kızar öfkelenir savaşır
halk için girişilen savaşta
o korkulu sevincin
öfkenin kıymetini bil
bil ki bu
budur işte
güneş yalnız dirileri ısıtır
güneşin kıymetini bil.

***
Ayrılık-   Onat Kutlar

ayrılık şiiri ne kadar yalın
sevdiğimiz aşk sözcükleri gibi
kılıçla kesiyor hain bir nokta
öpüşen virgüllerle akan cümleyi

nasıl soğuk ayrılığın güneşi
gölgeli bir çınar olan gövdemin
dallarını içten kırınca acı
buzdan bir alçıyla tutuyor beni

ayrılık sabahı ne kadar beyaz
ölümün hüzünlü arkadaşı kar
bana ütülü bir çarşaf hazırlar
bir karanfil tam yüreğin üstüne

***
Arından-       Halil Soyluer

gideceğin yere beni de götür,
sorana derdimin dermanı dersin.
götür de istersen sokakta yatır,
elimde gönlünün fermanı dersin.

adını iğneyle işle derime,
kölemdir desen de gitmez arıma,
"bular ne?" derlerse mektuplarıma,
mahvolmuş bir ömrün romanı dersin.
duysalar da coşup çağladığımı,
bilmezler sana bel bağladığımı,
görenler olursa ağladığımı,
Fırat'ın en coşkun zamanı dersin.

Hiç yorum yok: