hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.9.15

üşeniyorum

affedin beni yaşadıklarımız hakkında o kadar çok söz söyleyen var ki - yakın çevremde en başta ben olmak üzere- bunları kaleme ya da klavyeye dökecek takati bulamıyorum kendimde. zihnim de duygularım kadar boşverememekle meşgul. boşluğun ortasındaki soğuk karmaşanın içindeyim uzun zamandır. şaşkın dahi değilim, alıştım. alışmak en kötüsüdür aslında değil mi? hep istediğimiz fakat elde edince gerilip sıkılganlaştığımız o ilginç duygu durum parodisidir alışmak. dünyayı gözümde küçülttükçe tepkisizleşmem gerekirken daha da sivrileşiyor kabullenemediğim yaşama çabaları. düşüncelerimde haklılığımı herkesin payını dağıtarak sağlasam da uygulamada tam anlamıyla varlık gösteremediğimden söylediklerim havada kalıyor gibi. en azından onlar deniyor demek kendime hakaret etmek oluyor. yoruluyorum o yüzden de üşeniyorum yazmaya...

16.1.12

elinin tersi




Bir andır!
Özlemin, öfkenin, sevginin, hüznün ve mutluluğun iç organlarınızdan dışınızdaki tüm ruh hücrelerinize kadar sizi sardığı bir andır!
Koyduğunun hedefler, tüm çabanız, düşünceleriniz, mantığınız, hesaplamalarınız, ihtiyatlı davranışlarınızın bir kenara çekilip yol verdiği bir andır!
Bastırılmış ya da varlığından haberiniz dahi olmayan karmaşalarınız su yüzüne çıkmak için beklediği lodosun gökyüzüne hakim olduğu bir andır!
Bir başlangıç, bitiş, dönemeç gibi gözükse de karar vermek için peşinde sürüklediği ağırlıklardan yüreğini kurtarmak için çırpındığın bir andır!
Geleceğe bakarak sindirdiğin tüm geçmişin üzerine eklemek istediklerinden vazgeçmene ramak kalan, dişlerini sıkmaktan ağrıtan bir andır!
Sevinçten sıçrayıp, çığlık atmak için etrafı kolladığın, birine sarılmak için bile adam seçtiğin, sevdiğin şeylerin farkına vardığın bir andır!
Asla konuşmam zannettiğin şeyleri paylaştığın, duyduğun, gözlerin kurudu zannederken bir şelale keşfettiğin, bunca zaman neden aramadım dediğin bir andır!

Tüm bu anlarda elinin tersini gösterip hayata okkalı bir Osmanlı tokadı yapıştıramıyorsan,
Söylenenleri elinin tersiyle itip kocaman bir kahkaha atamıyorsan,
Dudağını büzülmesini elinin tersiyle itip gözlerinin buğulusunu dindiremiyorsan,
Kurduğun tüm düşüncelerin elinin tersini gösterdin diye yıkılacağını düşünüyorsan,
Sineye çektiklerini elinin tersiyle itip şöyle içine sinen bir laf sokuşturamıyorsan,
Sevdiğin yanında olsun diye kırgınlığı elinin tersiyle itip ısrarla arayamıyorsan,
Paylaşmak istediklerinin dizildiği manav listesini elinin tersiyle itip aklına ilk geleni söyleyemiyorsan,
Nerde o bir an!
Zaten yaşamak dediğin o bir an!
İbret alacağın, gönlünün sana hakim olduğu o bir an!
Kendini elinin tersiyle itip kendin olmayı başardığın yalnızca o bir an!

30.1.11

ve...


akıp giden hayat ansızın siliyor yüzleri ömrünüzün gelecek sahnelerinden...
oynanması muhtemel sahnelere ait beklentinizle kalıyorsunuz bir başınıza...
ömrünüzde bir kez gördüğünüz sima bile kazınıyor sanki göz hizanıza kaybettiğiniz anda...

ufak tefek telaşlar iteliyor sizi yürürken arnavut kaldırımlarında...
ayağınıza takılan taşlar hatırlatıyor tökezlediğiniz tümsekleri hatıralarınızda...
uzayıp giden yollardan yürüyenleri görünce anlıyorsunuz siz takılıp kalmışsınız ömrün kör noktasında...

ve...
bir dönüş, kavşak ya da her ne derseniz bir başka yol çıkıyor karşınıza...
olmaz dediğiniz oluyor sandığınızda bir boşluk karşılıyor sizi hayallerinizin havaalanında...
sarıyor sarmalıyor sizi derin derin soluyorsunuz boşluğu tüm yorgunluğunuzu salıyorsunuz semaya...

bir bakmışsınız o boşluk doldurmuş içinizdeki kalabalıklara ait koltukları...
gürültüden eser yok, tahammülünüzün son kullanma tarihi geçeli çok olmuş...
yalnızlık kanınıza işlemiş, yüzünüzdeki hüzün başka diyarlara yelken açmış...

ve bir dönüş vakti...
içinizdeki heyecanlı kıpırtıların huzursuz sesleri tırmalar kulaklarınızı...
boşluğunuzla barışmışken sizi yüzünüze çarpar bir poyraz bir iki damla dolu yağar üzerinize...
birileri der ki "zaman geçer gider beklemez"
ve...
bir siz kalırsınız geriye boşluğuyla yüzleşemeden boşluğunda çırpınan...
aynadaki huzurlu tebessümün anlamsızlaştığı an;
kaptansınızdır yeniden yeni bir girdabın batmayan gemisinde...

24.8.10

içim bu kadar taşarken

içim bu kadar taşarken yazamamak koyuyor insana...
siliyorum yazdığım bütün kelimeleri; hani şu "kelimelerin kifayetsiz kaldığı" yerdeyim.
bir saat önce balkondaydım;
dolunay var bu gece, baktım baktım; düşündüm ince ince,
sonra dedim ki kendimce; hayat böyle birşey işte.
bazen dolunayın nuru alır gözünü, göremezsin hayatın özünü.
bazen tüm çıplaklığıyla karşındadır hayat, sakınamazsın alır yaralarının tozunu.
bazen öyle umutsuz kalırsın ki yetmez sana kutup yıldızı,
görmezsin gönlünün sisinden onun ışığını.

22.7.10

su nefes alıyor...


su nefes alıyor...

karşınızda nilsu!
hayatının şuana kadar ki bölümünün çoğunu ağlayarak, uyuyarak ve yemek yemeyerek geçirdi.  gördüğünüz bu anda sevdiği ender yiyeceklerden biri olan karpuzla başa çıkmaya çalışıyor. yani büyüyor. hala kelimeleri yok dilinde genelde çığlık atıyor. küçüklük resmime bayılsa da benden pek haz etmiyor. yüz ifadesine bakın. mükemmel! hayatla da böyle hevesle kuşkuyla başa çıkmaya çalışabilsek keşke. başımızdan büyük işlere kalkışsakta vazgeçmemeyi bilsek. bilsek ki kucağında oturduğumuz düşersek bizi kaldıracak birileri var. yinde de yaramazlık yapsak, hayata kafa tutsak, onunla kavga etsekte yine ona sarılsak. zamanında annemiz bize kızdığında yine onun adınını haykırarak ağladığımız gibi. çocuklar mükemmel şeylerdir. hayat asıl onların yaşadığı şeydir. gerçek olan odur. sahip olduklarını keşfediyor, deniyor, öğreniyor,yaşıyorlar. bizse öğrendiklerimizi unutuyoruz her adımda, geçmişi bir saplantı gibi taşıyoruz, denemekten vazgeçiyoruz. klişelerle 8.30-6.30 yaşadığımızı sanıyoruz. ferrarisini satan bilge ye yuh diyoruz. ferrariyi hayal zannediyoruz. hayal bir şey değildir. yani bir nesne değil o sahip olabileceğinizin soyut bir resmidir. bir andır belki, belki bir hikayedir, belki bir savaştır uğruna deyevek biri için... Ama hayal ya da hayat bizim sandığımız gibi değiller. hayal de hayatta nilsunun yüzündeki ifadededir. bakın ona ne kadar azimli, güvenli, kibar... işte su nefes alıyor ve her nefes aldığında bize birşeyler öğretiyor kendisi yaşarken bize yaşamayı hatırlatıyor. döke saça kıra döke düşe kalka ama yaşıyor işte. ya biz? korunaklı sandığımız karton kutularda acılar içinde kıvranıyoruz sadece. hayat bu sefer nesıl bir kazık attı galiba diye bakıyourz nefes deliklerimizden göz ucuyla. cesaret gideli çok oldu bizde. aynaya bakmaya yüzümüz yok. kendimizi şikayet edemiyoruz bile. ben derim bunaldığım zaman "biri beni kendimden kurtarsın" kendimden o kadar ümitsizim ki birinin kurtarmasını bekliyorum. o koca çatalı alıp sevdiğim şeye ulaşmaya mecalim kalmamış. nilsu! karpuzuyla boğuşurken etrafında dönen onca hengameden (ailecek yemekteyiz biz bu sıralarda) kendini nasıl da soyutlamış. bizse o hengameye kapılıp kendimizi unutmaktayız. hayat bir sel gibi bizi sürüklerken aynı zamanda bir hortum gibi herşeyi darmaduman karmakarışık ediyor. biz karşısına dikilmek yerine savrulmayı kabulleniyoruz. çocuk olmak! artık mümkün değilse de o zaman bilinçsizce yaşadığımız şeyin bilincine şimdi varmak gerek herhalde.