31.12.10

yılbaşına özel şiir;)

zaman...
tamamen kontrolünüz dışında akıp giden...
yeri gelir geçmek bilmez, itelersin arkasından,
yeri gelir çekiştirirsin tutup saçlarından.

zaman...
geçmişin hüznünü taşırken yorulur geleceğe umut doludur...
hatıraları yoğurur hayallere yol bulur...

zaman...
doğumgünü, yıldönümü, yılbaşı...
yeni hedefler, yeni umutlar...
dimdik ayakta duran bir geçmiş üzerinden yeni başlangıçlar...

zaman...
karanlıklar içinde yapay ışıklarımızın görünen yüzü...
korkularımızın saklandığı dönemeçlerin açıldığı dar uzun sokaklar...

zaman...
geçince güzel hatırlanmayı hak edecek kadar mutlu
geleceğine dair sahip olunan umut kadar saf
sahip olunan hayaller kadar 'mavi'
hüzünlerin üzerimize sinen sisi kadar gizemli
huzurun verdiği mahmurluk kadar sevinçli
güvenin geldiği birliktelik kadar kalabalık
gönlünüzden geçen fallar kadar sahici

zaman...
tekrar tekrar kutlanacak kadar masum olsun... nice senelere...

27.12.10

alabora

alabora



Kirpiklerinin kavuştuğu anda kaldım ben,

Kuru bir yaprağın su birikintisine süzülerek düşüşü gibi girdin kalbime.

Gözlerindeki gün batımında yaşlandım ben seninle geçen bir ömürde.

Bir gün doğumuydu gamzelerin ılık ılık esen gönlümde.

Nereden bilirdim ki alaboram olurmuş bir tek adım vuslattan hasrete…

26.12.10

mutlu son!

gökyüzünün karanlığı çökmüş omuzlarıma, masal anlatmamı istiyor yıldızlar.
oysa ben mutlu sonumu kaybetmiş bir gezginim.
aydınlığa bakarken kıstığım gözlerimin karası kadar derin kesiklerim.
attığım her adım kazınır zihnime, baktığım her kuytu birikir içimde.
dönüp bakarım bazen geçtiğim yollara, kaçırdım mı mutlu sonu geçen sapakta acaba?

masalların büyüsü lodosun uğultusuna karışır sahillerin ıssızlığında,
girdaplarım izin vermez güneşin ısıtmasına, sırılsıklam olur kahramanlarım.
kulelerin sığınaklarına doldurduğum kelimeler taşar,
ne kadar ararsam o kadar kaybolur mucizelerim.
mutlu sona inandıramazsam yıldızlarımı da kaybederim...

22.12.10

Ankara


esaretimin şehri Ankara!
çıkamayacağımı sanmıştım senden,
şaşıyorum hala nasıl buralardayım.
tüm yolların hasretime akıyordu sanki;
çılgınca bir trafik vardı ömrümün caddelerinde,
bir adım ilerlemiyordu hayallerime doğru.
tüketiyordu ciğerlerimi soğuk nefesin her içime çektiğimde,
yeşeremeden soldurduğun çiçeklerim
kuyut köşelerde bir damla güneş için yalvarıyordu.
bir umudun peşinden her sürüklendiğimde
parmaklarımın arasından dağılıyor, zehrine karışıyordu sevgilerim.
seni sevenleri hiç anlamamıştım zaten!
bürokrasinden kaçtıkça içine çektin beni,
sokaklarını adımlarken bile iteledin,
sendelediğimde dayanıp kalkacağım bir dal vermedin.
sanki senden koparılmış kaçırılmış bir semtti çocukluğum,
son demlerindeydi masumluğum, sen onu boşluğunla boğana kadar.
herşey için seni suçlamak çok saçma!
bütün bu karmaşa içinde çiçekler büyütüyorum,
mevsimi bitmiş, kurumaya mahkum tomurcukları yeşertiyorum.
gün batımı şehrinde silüetler kazıyorum hafızama,
elimden alınır diye korka korka çekiyorum nefesimi,
tuz kokusu ciğerlerimi yakarken gülümsüyorum.
ben kendi ilacımı yıllar önce bulmuştum,
sende hapisken 'gitmek' umuduna tutunmuştum.
ödül mü, başka bir imtihan mı bilemem ama
benin zincirinden kurtuldum...

21.12.10

ihmal için özür şiiri ;)

çok ihmal ettim sizi biliyorum...
uzakta yaşamanın kolay ve zor yönleriyle meşguldüm...
anneciğimin ziyareti sonrası bir ankara yapıp tekrar denizime kavuştum...

-vatan-  12-14.02.09

yürek ülkemin keskin sınırları ellerin,
o ülkede yüce bir dağ hasretin;
zirvesi karlı, ayaz ama senin.

ellerimi uzatsam sanki bir yıldız konacak,
o an atmosfer kat kat üstüme yıkılacak
hasretinde rakım sonsuz sanırım ciğerlerim patlayacak...

ülkemin ırmakları olur gözyaşların
ben kuraklığa razıyım, yeter ki,
bu çoraklıkta bir umut, bir tomurcuk olsun gülümsemen;
hüznün kadar eşsiz hazinen.

Vatan bir bayrak bir marşsa;
işte nefes nefes şehirlerim,
dilimde her daim adını bestelerim.
adım adım, karış karış
benim vatanım, sevgim...

9.12.10

göç vakti

mevsimlerin bile kendini tanıyamadığı bir şehirde
yalnızım yabancılığımdan öte
kelimeler sallanıyor beynimde
yanyana dizilemiyorlar bile
şiirlerim hasret kaldı bir cümleye
güneşin artık sıcaklığını sakındığı
bu cihan padişahlarının şehrinde
bendeki bu yorgunluk ne?

iki karış sahile sıkışmış yaşamları
kitaplara ihtişamıyla nam salan semtlerin
bunaldıkça  adımlıyorum baştan başa
herşey denize doğru akıyor, yuvarlanıyor adeta
denizse artık kendinden geçmiş
yakamozlar bile diyor ki 'Göç vakti gelmiş İstanbul'a.'

binlerce insan geçiyor yanyana her dakika
bazıları apartmanlar gibi birbirine yaslanmış
korkaklıksa sahte gülüşlerine sızmış sırıtmakta
tarihin üzerinde yaşan kentin yeni mizacında
denize bu kadar yakınken göğe evler kurulmuş
toprak küstürülüp taşa sevdalanılmış
diyorlar ki artık' Göç vakti gelmiş İstanbul'a'

4.12.10

hayatın keyfi


hayatı keyifli yaşamak lazım
uzatıp şöyle ayaklarını
sırtını verip yumuşak bir koltuğa
sıcak bir çay yanında
belki bir kitapla kucağında
kapatmaklazım gözlerini arada

sıkıntılar var elbet hayatta
sızlatıyorlar hatta arasıra
ama o bir dakikalık huzur varya
işte o anı asmak lazım duvara

çikolata reklamına çıkmış gibi
şöyle yüzüne yayıla yayıla
uzun uzun gülümsemek lazım
açan güneşe aralık başında