seyir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seyir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.11.10

sanatsal bir gün

pazartesiyi temizlik günü ilan ettikten sonra salıyı dolu dolu geçirmek lazımdı.
önce Molla Çelebi Camiinde öğle namazımı kıldım malum Mimar Sinan'ın eserlerinden biridir kendisi.
önce öğle saatlerinde kabataş sahilinde kasım ayının sıcak güneşi altında bir keyif yaptım.

sonra Mimar Sinan Üniversitesindeki 'iğne deliğinden dünya II' adlı fotoğraf sergisini gezdim. durum şudur eski makinaları tamir ederek objektifsiz ayarsız uzun süre pozlamayla yani fotoğrafın ilk kullanılış biçimiyle çekilen fotoğraflar sergileniyor. yani kadraj açı herşey fotoğrafçının düşüncesinde beliriyor ve deklanşöre basılıyor. üzerinde düşünülmesi gereken bir şey. viyadükler, kıyı, ark, şehir, makine gibi farklı temalar işlenmişti. değişik bir bakış açısıydı tebrikler.




Biraz daha yürüdüm Nusretiye Camii'nin arkasında İstanbul Modern'in yanındaki Body Worlds sergisine girdim. şimdiden uyarayım girişler tuzlu sergi biraz ürkütücü. cenin halinizden son anınıza kadar başınıza gelebilecek hastalıklardan alışkanlıklarınıza kadar pek çok şeyle karşılaşacaksınız. dikkat çekici birşey görecekleriniz gerçek insan bedenleri maket değil. ölürken bedenlerini bu iş için bağış yapanlara ait. kemik içlerinden kasların görüntüsüne beyininizden dalağınıza kadar içiniz dışınıza çıkarılmış durumda. bir videoyla nasıl yapıldığınıda gösteriyorlar ayrıntılarıyla. bir at ve bir zürafa da var insanların yanında. bir daha göremezsiniz biyoloji derslerine hiç benzemiyor bence bir uğrayın. Gerçek bir Monet ve Degas tablosu gördüm çok güzellerdi.


İstanbul Modern'de herşey güzel ama en çok ilgimi çeken kütüphane bölümüydü evimin bir kısmını böyle dekore edebilirim açıkcası. Kitap yazmayı hayal eden biri için ne çok okumadığım kitap var ya da bunca kitap yazılmış hangileri gerçekten okundu acaba sorularına yönlendirdi beni. Her tarzdan resimler var müzede, Kübizm Expersyonizm... Video ile yapılan sanatlardan kumaşla yapılanlara kadar. Tabi cafesinde yemek yemesi baya bir tuzlu fakat manzara şahane heleki gün batımında. Nusretiye Camiisinin arkasında kendilerine ara bir sokak açan üç kafe saat kulesini İstanbul Modernin bahçesine itmiş ne kadar iğrenç bir görüntü anlatamam. yan tarafta lastikçi falan var zaten durum içler acısı. Bana kalsa hepsini kov oradan ama hiçbirşey öyle yürümüyor işte.  bu şehirde herşey dipdibe iç içe karmaşık ve kalabalık içinde.

Geldik Beşiktaş çarşıya tabi en sonunda Gümrükçü Muammer amca yarım saat ordan buradan anlattı. Birçok dua etti bana. Torununun adı da İrem'miş. Dubai'de 6-7 yaşlarında hem İnglizce hem Arapça öğreniyormuş. 'Yalnızlık zor.' diyok iki sene evvel vefat etmiş eşi. 'Rabbim senin karşına hayırlı insanları çıkarsın' dedi. 'Aile olmak zor anlarsın daha.' Okuyorum dedim '40 sene önce Fransızca öğrendim ben lisede sınıf mümessiliydim.' dedi akıcı fransızcasını konuşturdu biraz ilk dersimiz falan dedi. 'Benim hanım hem avukat hem öğretmendi. Okumak önemli.' Okul bitince ne yapmak istediğimi sordu 'Ayağını sağlam bir yere bas.' dedi. 'Allah gönlündekinin hayırlısını versin.' 'Ben eski beşiktaşlıyım Süleyman Saba zamanında yöneticilik yaptım. Kahveleri hiç sevmem tanırlar buralarda beni böyle oturur yoldan geçenlerle, eşle dostla muhabbet ederim. Buralardaysan görürsün beni. Hadi git artık yolundan alı koymayayım seni. Bu kadar duayı camide bulamazsın uçuracaksın beni.' Kafamdaki onca karmaşanın arasından sıyrılıp gülümsetti. Teşekkür ederim.

26.10.10

irem'in seyir defterine devam

sevgili izlemeyicilerim-dear my nonwatchers
adım İSTANBUL GEZENGİSİ'ne çıktı... hiçde rahatsız değilim yeni bir lakabım oldu. hayattaki son bir aydaki duruşumu destekleyenler ve evime gidip gelişlerimde yaşadığım hisler doğru bir iş yaptığımı söylüyor. yıllarca "buna ihtiyacım var!" derken ne kadar haklı olduğumu ortaya çıkarıyor. Elhamdülillahi ala külli hal -Rabbime her halim için şükrediyorum.

vol.4
burdan duyurmak istiyorum http://www.iett.gov.tr/ müthiş bir site. bir diğeri de http://www.istanbul-ulasim.com.tr/. başvuru yapmıştım internet usulü aranınca bir görüneyim dedim. yerleri mecidiyeköyde hemen google haritaya başvurdum tabi uzak bile değilmiş ben güvenemeyip 2 saat önce çıkmıştım halbuki. Profilo alışveriş merkezini gezdim biraz. günlerden cuma e akşama ders yok İrem haftasonu ilk defa İstanbul'da. napsam ne etsem tuttum beşiktaşın yolunu otobüs güzergahı zaten bir İstanbul turu gibiydi hiç sıkılmadım açıkcası gezmeme gerek kalmadı. indim sahilimde uzun süredir hergün önünden geçtiğim, içine girmeye can attığım Deniz Müzesine kırdım dümeni saatlerimi geçirdim mükemmel bir yer ilaç babında gidilmeli arasıra... şimdi restorasyonla geçişletiyorlar ne güzel olacak Allah bilir girişide öğrenciye 1 TL inanmazsın yani...
Sinan Paşa camii olmasaydı ne yapardım diye düşünüyorum. Allah razı olsun ne diyeyim derse girmeden akşam namazlarımı yetiştiriyorum, gezme dönüşlerinde namazlarımı geçirmiyorum ohh valla...
Milli Saraylar sergi salonunda karma sergi vardı ee hazır boş zaman var bir uğrayayım dedim. şu ana kadar görmediğim tezhip çalışmaları vardı (kaç tane gördüysem ;) çok güzeldi. bir uğrayın derim açıkcası.
beşiktaş çarşıda gezmek benim için artık günlük vazifelerden biri gibi illa uğruyorum yani ;)

vol.5
iki ankaralı yanyana gelipte İstanbulu turlarsa ne olur? ben kestirmeden söyleyeyim size kaybolurlar :) Merve'yi 2 senedir burada diye rehber aldım yanıma kendimizi esenlerde bulduk muavinin bizi aksarayda indirmeyi unutmasıyla. esenlerde metro durağı arıyorsanız sakın etrafınıza bakınmayın direk bir dolmuşa atlayın ben yürümeyi düşünüyordum şükür merve beni engelledi yoksa sabaha gidemezdik Forumİstanbul'a aksarayda aktarma yaparken ki şaşkın halimizle dünyanın öbür ucundan gelen turistlerinden daha turist ve daha komiktik. Sonunda eriştik yani. Turkuazoo açıldığından beri gelmeyi beklediğim bir yerdi döndük dolaştık fotoğraf çektik güldük eğlendik baktıkki bitti. hadi baştan. akvaryum içinde döndük durduk. Vatozlara hayranım... köpek balıkları da mükemmeldi... ahtapot ne kadarnaif bir yaratık...
ee bir daha bu macerayı göze alacağımızdan e olmayarak oraya kadar gitmişken buz müzesine de girdik... dışarıda havanın boğuclupğdan bahsederken orada dop kalacktı... çok eğlenceli bir gündü...  dönüşümüde ayırı bir ilginçti... bilmediğimiz bir duraktan bilmediğimiz bir otobüse binip beşiktaşa geldik :D
yani istanbulda iki ankaralı bol maceralı bol kahalı yorgun ve güzel bir gün geçirdik.

vol.6
ayın 17si pazar haftasonunu istanbulda geçirme nedenim Avrasya maratonu...
Barbaros bulvarından geçen binlerce insan... mükemmeldi... her tipten her ırktan insan vardı... bir fotoğrafçı için mükemmel bir malzemeydi... gezmekten daha incelemeye pek fırsat bulamadım ama umarım değerlendirebilmişimdir. hava güneşliydi hırkalar elimizde kaldı. 80lik dedelerden 80 günlük bebeklere kadar herkes oradaydı. onlarla beraber indim bulvardan yokuş aşşağıya inönüye kadar gitmedim köşede izlemesi daha zevkli geldi bana. Elvis bile vardı koşanlar arasında! 2 ye kadar kapalıydı yollar bende bir boğaz turu yapayım dedim kuruldum motorun arkasına ohhh valla deniz çarptı gerçi biraz alışık olmayınca ama iyi geldi :D köprü altlarından geçerken dua ettim (gerçi onlar dilek tutuyorlar ama) adetmiş ya! Hindistanlı biri fotoğrafını çekmemi istedi sonrada muhabbete koyulduk. İstanbulda insanların ingilizce bilmediğinden yakındı iletişim kuramıyormuş. hindistandan tek başına gelmiş ayağında parmak arası terlik vardı. beşiktaşa kıvırınca burnunu vapur muhabbetimiz sona erdi. ayşenurcuğum http://diyetisyenaysenur.blogspot.com/ kadıköyde buluşalım dedi atladım vapura istikamet kadıköy :) Balon kafede yemek yedik sonra şöyle biraz gezindik çay içtik gün battıktan sonraa doğru beşiktaşa...

vol.7
 http://www.turkiyedergifuari.com/  Türkiye'de ilkkez yaıldı açılışına gittim sultanahmet'e... malum istediğim bir dergide çalışmak zamanı gelince belkide editörlük ama daha hiç bir dergiye abone bile değilim bir yerlerden başlamak lazıım efendim... Müze kartımın süresi dolduğundan yenilettim ve Ayasofya'yı ziyaret ettim. İkindiyi Sultanahmet'te kıldım. sultanahmet köftesi yedim. Denizli'li Nasrettin Hocanın fotoğraflarını çektim. ara sokaklar mükemmel arabanın girmediği tramvaylı mekanlar karış karış gezmek istiyorum sirkeciden yolun sonuna kadar tekrar gelicem diye diye okulun yolunu tuttum.

vol.8
sabah 9da telefonum çaldı akşama biletim var eve gidicem hafta sonu için. Babam yoldaymış BoatShowa geliyorlarmış. ee dedim benim gibi deniz aşığı bu fuarı kaçırır mı? iett sağolsun kadıköyden sahil yolundan doğru Pendik MarinTürk'e http://www.marinturk.com.tr/ fiyatlar dudak uçuklatıcı hayaller havada uçuşuyor. Yüksel Aytuğ kıvrım kıvrım saçları omuzunda pempe kazağıyla geçit yanımdan :) saat 4 civarı İrem otobüse yetiştirmek için koşuşturuyor. Kadıköyden binenlerin hepsi formalı sürekli tezahüratlar var. Beşiktaş maçı var tabi akşama. çektim siyah beyazları bende bavulları yüklendim doğru derse... dersten çıktım çarşıda sessizlik yenilmişiz. servisi beklerken gelenler ilk otobüse bilet alıyorlar sadece maç için gelmişler belli ki.

hafta sonu çok güzeldi. cuma büyükbabamın mevlitini yaptık. cumartesi ödev için evdeydim. pazar annemin arkadaşları falan kalabalık. pazartesi de misafir vardı dersi ektim. kısmetim varmış. ş
imdi yabancısı olduğum bir şehir yavaş yavaş tanıdık gelmeye başlıyor.
içinde yaşayanları çoğu yabancı gerçi ona sadece gördüğünü biliyor.
ben bu şehre içimi boşaltmaya geldim.
sokaklarını adımlayıp sesimi duyurmaya geldim.
denizi görmeden yaşayamayacağımı söyler dururdum bunu kanıtlamaya geldim :)

14.10.10

irem'in seyir defteri

giriş

kırışmış kıyafetlerin tıkılı bavula, bilet elinde, birşey unuttum mu telaşı var içinde...
şehirden çıkana kadar hala evinde hissedersin sanki bu yol bitince aynı yerde ineceksin...
ufak tefek şeylerle oyalanır bir çay içer bulmaca çözersin bir film izler müzik dinlersin...
güzel bir şekerlemeden sonra bir bakmışsın etraf yabancı ürkmez ama garipsersin...
zaman geçer senimsedim dediğin anda bir sabah yalnış taraftan inersin yataktan karşında duvar...
işte yolculuklar bu hislerle başlar...

vol.1
ayak bastığın yeri bir dolaş önce tanı etrafını kabul ettir kendi. elini attığın yerde değil artık hiç birşey eskisi gibi. yol tarif ederken bilmelisin arkanı nereye vereceğini. bende malum artık ikamet beşiktaş. ee çarşısı meşhur bilirsiniz maçlardan. bir kolacan ettim ilk günden ama Ankara'lıyız ya sandık ki aynı yere çıkar her yol bir dolandım ki sormayın parklar keşf ettim, ara sokaklara giridm kaybolmadım ama sahile ulaşmam için rüzgarı beklemişim... denizi bulunca saldım kendimi sahil yoluna dolmabahçeden inönü stadyumuna mimar sinan üniversitesine ordan galata mevkiine baktım buraya kdr gelmişken balık ekmek yemeden olmaz İstanbul'un spesyali ne de olsa! birazda o taraflarda dolandım yeni cami, iskeleler sonra ee ders vakitne daha var ama 4 saatten sonra ayaklarda derman kalmadı geçtim karşıya bindim otobüse indim beşiktaşta tuttum okulun yolunu...

vol.2
dolmabahçeye gittin niye bana gelmedin dedi çırağan bende şöyle bir ortaköy yapayım dedim. kabataş erkek lisesi malumunuz  galatasaray üniversitesi denizcilik meslek okulu ve göründü köprü... kıvrıldım ara sokağına ortaköyün incik boncuk kitapçı ne ararsan var. şöyle bir göz gezdirdim birde kiralık gözüme kestirdim geleceğe yatırım baabında. harun kolak'ı gördüm bu boyalı sarı saçlarını hiç sevmiyorum. camiyide ziyaret ettim ikindi namazında kuruldum bir kafenin deniz dibi masasın çay içtim 3TLye. yağmur başladı tam kitabımı açmıştım ki koydum yerine geri. kumpir yemek adetten olmuş karnımızıda doyurduk hadi bakalım aynı yolu tabanvay dön geriye. okulda dersler biter irem yurda döner...

vol.3
taksim dedim özlemiştir beni bindim otobüse indim rize günlerinin önünde. bir çaylarını içtim azcık gezindim fotoğraflara bakıp iç geçirdim doğru istiklale. baştan başa bir mahalle sanki insan üstüne geldikçe için çoğalıyor ferahlıyorsun derin derin soluyorsun uzaklardan gelen tuz kokusunu. yağmur çiseliyor kimsenin umru değil kaldırım taşları tramvay arabalar geçiyor kimse sağ sol dinlemiyor yürüyor kimse şikayet etiyor. hippi bir grup müzik yapıyor ileride. fotoğraflar daha sonra yine bu blogda bu arada belirteyim de;) tuna kiremitçi'yi gördüm tıfıl görünürdü gözüme tvde 1.80 var herhalde. ara sokaklardan galata'ya erişeyim dedim fazla yürümüşün nerde derken dikildi önüme. çıktım 7 kat tepeye. soruyorum kendime "ne işim var benim burda?" diye buldum işte cevabını o yükseklikte. herşey elinin altında 360 derece. ayağında cıvıl cıvıl istiklal duruyor işte, marmara karşında sultanahmet ayasofya... ohhh beee... insan orda yaşamalı galata'nın tepesinde... ben "o kadar ilerlemem zaten havada puslu azcık gözlerim bayram etsin sonra gezdiririm vizörü" diyerekten yanıma almamıştım nikoncuğumu. anladım ki ahmaklıkmış oraya makinasız gitmek bekle bizi galata yolumuz yine sana düşecek... inemedim aşşağı uzunca bir süre döndüm durdum turistlerin fotoğraflarını çektim onlarda benimkini. şimdi telefonumun masaüstüne çin'li tarafından çekilmiş bir resmim var kardeşimin deyimiyle 'boşa okumamışsın bak uluslararası ilişkiler kuruyorsun işte ;)' ee istiklalden geri dönüş yolu var bir de. sıcak bir çorba sonrasında trafikli bir dönüş başladı beşiktaşa. otobüste yanıma oturan teyze pek sahiplendi beni (adı şule kendi kozmetik firmasını kurmuş yeni baya bir anlattı geleni gideni) iş bulmaya kalktı bana :D indik beşiktaşta doğru derse irem haid bakalım. dönüş yolunda yıldız teknik üniversitesinde MFÖ karşıladı beni onlardan dinledim 3-4 şarkıda. işte sonrasında İrem yurtta...

nice seyirlerde görüşmek dileğiyle sevgili izlemeyicilerim...

p.s. telefon kablom Ankara'da dolayısıyla fotoğraflar daha sonra yine bu blogda ;)

25.9.10

son iki günün özeti

uzun zamandır planladığım bir geziydi bu aslında ayağıma kadar gelen akvaryuma gitmek lazım ya. fakat her zamanki gibi yanıma birini bulamadığımdan ertelenmeye mahkum bir gezi olarak listede bekliyordu. güzide okulumun önüme çıkardığı milyonlarca sıkıntıdan biri olan fakülte kurulunun toplanacağı gün sabah geçirdiğim panik atak sonrası denize yakınlık hissi verecek herhangi birşeyin iyi geleceğini düşünerek yalnızlığımı yanıma alıp minişime atlayıp koyuldum yollara. 1TL lik jetonla girdiğiniz mekan tahminimden küçük olsa da saatlerce kalmak istedim orada. çıkış yazısını görüp geri dönüyordum. ışıksız ortamda bıcır bıcır balıkların fotoğraflarını  çekebilme çabalarımdan sonra beraber çekilmek isteğimle beraber hafiften rezil olduğum söylenebilir. fakat pekde umurumda değil ;)
fotoğraflar için bkz: http://www.facebook.com/note.php?saved&&note_id=436660219676#!/album.php?aid=228709&id=736207571&fbid=436730462571&ref=mf
vatozların pürüzsüz yüzeyleri, piranaların minicik ağızları, köpek ve kedi balığının aynı akvaryumda kardeş kardeş yaşamaları gibi şeylere şahit olmuşken bir ahtapot görememek üzdü beni aslında. neyse efendim deniz kabuklarının şahaneliğiyle sona eren gezimi teleferikle devam ettirmek isterken saat 4 de açılan teleferik mahallinden 3.30da çıkmak zorunda kaldım malum kurul toplanısından çıkan sonuca göre acilen almam gereken bir çıkış belgem vardı. birsürü birsürü koşuşturduktan sonra rektör beyin toplantıda olduğu kapının önünde pusuya yatarak akşam 7 sularında yazmayan kalemin azizliği sonrası zorla aldığım çıkışımla gurur ve şaşkınlık içerisinde merdivenlerden inerken arkdamdan adımla seslenen Sinan'ın sesiyle irkildim ve tüm hücrelerim uyarıldı resmen :) dönüp bakmadım bile akşam saatlerinde okuluma 5 sene ve 5 ay da ömrümü yiyen okuluma.
ertesi gün! istanbul yollarında arka koltukta saçma sapan rüyalarla boğuşarak 4 saatten az sürede behçeşehirdeydik. bendeki huzursuzluk had safhadayken mali işler kuyruğunda elimdeki belgeleri babamın önüne koyup "ben vazgeçtim hadi eve dönelim" deme isteğiyle boğuştuktan sonra elime aldığım öğrenci kartımla benim stresim anneme geçti. yurt ararken tüm sinirleri beynine sıçrayaraktan sessizleşen annem eve döndüğümüzde gece yarısından biraz önce baklayı çıkardı ağızından "gitmesen!" bir gece önce ben "ama, ya, yani, bilmiyorum" gibi cümle yerine geçmeyecek salaklıklar sarfederken beni sakinleştiren annem şimdi karşı tarafta duruyordu. hiçbir şey de gözü yok ve şuan ona göre pazartesi hiç olmayacak ve dersler hiç başlamayacak gibi. ben bu sahneyi 5 sene öncesinden hatırlıyorum "ben kardeşlerini bırakıp senin yanına nasıl geleyim?!" sırf ankara içi tercihler falan.
biliyorum çok zor olacak evin düzeni neredeyse bende. bunca düzene alışmışken 22 senedir şimcik ufacık bir odaya tıkıl koca apartmanda wc si banyosu dışarıda biryer bi de sütüne ayakkabıyla giriliyor heryere üstüne üstlük kapı açık gireni çıkanı ne bileyim nasıl olacak bir yurtla sözleşme imzaladık ama, aması var işte hep. amannn diyorum bende. ben biliyorum herşeyi yapabilirim ama bu kurulu düzenden baştan başlamak gibi herşeye zor olacak biliyorum ama zevkli de olur belki. bazışeyler değişir belki. 'ne bileyim ben' diyerek mfö'den yaptığım alntıyla tekrar görüşmek üzere diyor ve blogumdan şimdilik çekiliyorum ;)

http://www.facebook.com/video/video.php?v=112951379692