istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.1.11

-7-

bu şehrin 7 tepesi gibi
7 kat dibi de var.
üzerinde yaşananlara inat
7 göbek geçmişini saklar...

4.12.10

hayatın keyfi


hayatı keyifli yaşamak lazım
uzatıp şöyle ayaklarını
sırtını verip yumuşak bir koltuğa
sıcak bir çay yanında
belki bir kitapla kucağında
kapatmaklazım gözlerini arada

sıkıntılar var elbet hayatta
sızlatıyorlar hatta arasıra
ama o bir dakikalık huzur varya
işte o anı asmak lazım duvara

çikolata reklamına çıkmış gibi
şöyle yüzüne yayıla yayıla
uzun uzun gülümsemek lazım
açan güneşe aralık başında

6.11.10

sis


sis...
içimde garip bir his...
göz gözü görmüyor herkes kendinde hapis...
el yordamıyla yaşanan aşklar gibi yara bere içindeyiz hepimiz...
çıplak ayakla yere basmayı özlüyor hep trafikte sıkışan kalplerimiz...

sis...
damla damla düşüyor yüzüme, denizle gök bir oluyor gözümde...
bulutlar oturmuş maviliğin tepesine güneş süzülür peşinden ince ince...
daha akşam olmadan çökünce karanlık denize kuşatır heryanını o garip his hep peşinde...

14.10.10

irem'in seyir defteri

giriş

kırışmış kıyafetlerin tıkılı bavula, bilet elinde, birşey unuttum mu telaşı var içinde...
şehirden çıkana kadar hala evinde hissedersin sanki bu yol bitince aynı yerde ineceksin...
ufak tefek şeylerle oyalanır bir çay içer bulmaca çözersin bir film izler müzik dinlersin...
güzel bir şekerlemeden sonra bir bakmışsın etraf yabancı ürkmez ama garipsersin...
zaman geçer senimsedim dediğin anda bir sabah yalnış taraftan inersin yataktan karşında duvar...
işte yolculuklar bu hislerle başlar...

vol.1
ayak bastığın yeri bir dolaş önce tanı etrafını kabul ettir kendi. elini attığın yerde değil artık hiç birşey eskisi gibi. yol tarif ederken bilmelisin arkanı nereye vereceğini. bende malum artık ikamet beşiktaş. ee çarşısı meşhur bilirsiniz maçlardan. bir kolacan ettim ilk günden ama Ankara'lıyız ya sandık ki aynı yere çıkar her yol bir dolandım ki sormayın parklar keşf ettim, ara sokaklara giridm kaybolmadım ama sahile ulaşmam için rüzgarı beklemişim... denizi bulunca saldım kendimi sahil yoluna dolmabahçeden inönü stadyumuna mimar sinan üniversitesine ordan galata mevkiine baktım buraya kdr gelmişken balık ekmek yemeden olmaz İstanbul'un spesyali ne de olsa! birazda o taraflarda dolandım yeni cami, iskeleler sonra ee ders vakitne daha var ama 4 saatten sonra ayaklarda derman kalmadı geçtim karşıya bindim otobüse indim beşiktaşta tuttum okulun yolunu...

vol.2
dolmabahçeye gittin niye bana gelmedin dedi çırağan bende şöyle bir ortaköy yapayım dedim. kabataş erkek lisesi malumunuz  galatasaray üniversitesi denizcilik meslek okulu ve göründü köprü... kıvrıldım ara sokağına ortaköyün incik boncuk kitapçı ne ararsan var. şöyle bir göz gezdirdim birde kiralık gözüme kestirdim geleceğe yatırım baabında. harun kolak'ı gördüm bu boyalı sarı saçlarını hiç sevmiyorum. camiyide ziyaret ettim ikindi namazında kuruldum bir kafenin deniz dibi masasın çay içtim 3TLye. yağmur başladı tam kitabımı açmıştım ki koydum yerine geri. kumpir yemek adetten olmuş karnımızıda doyurduk hadi bakalım aynı yolu tabanvay dön geriye. okulda dersler biter irem yurda döner...

vol.3
taksim dedim özlemiştir beni bindim otobüse indim rize günlerinin önünde. bir çaylarını içtim azcık gezindim fotoğraflara bakıp iç geçirdim doğru istiklale. baştan başa bir mahalle sanki insan üstüne geldikçe için çoğalıyor ferahlıyorsun derin derin soluyorsun uzaklardan gelen tuz kokusunu. yağmur çiseliyor kimsenin umru değil kaldırım taşları tramvay arabalar geçiyor kimse sağ sol dinlemiyor yürüyor kimse şikayet etiyor. hippi bir grup müzik yapıyor ileride. fotoğraflar daha sonra yine bu blogda bu arada belirteyim de;) tuna kiremitçi'yi gördüm tıfıl görünürdü gözüme tvde 1.80 var herhalde. ara sokaklardan galata'ya erişeyim dedim fazla yürümüşün nerde derken dikildi önüme. çıktım 7 kat tepeye. soruyorum kendime "ne işim var benim burda?" diye buldum işte cevabını o yükseklikte. herşey elinin altında 360 derece. ayağında cıvıl cıvıl istiklal duruyor işte, marmara karşında sultanahmet ayasofya... ohhh beee... insan orda yaşamalı galata'nın tepesinde... ben "o kadar ilerlemem zaten havada puslu azcık gözlerim bayram etsin sonra gezdiririm vizörü" diyerekten yanıma almamıştım nikoncuğumu. anladım ki ahmaklıkmış oraya makinasız gitmek bekle bizi galata yolumuz yine sana düşecek... inemedim aşşağı uzunca bir süre döndüm durdum turistlerin fotoğraflarını çektim onlarda benimkini. şimdi telefonumun masaüstüne çin'li tarafından çekilmiş bir resmim var kardeşimin deyimiyle 'boşa okumamışsın bak uluslararası ilişkiler kuruyorsun işte ;)' ee istiklalden geri dönüş yolu var bir de. sıcak bir çorba sonrasında trafikli bir dönüş başladı beşiktaşa. otobüste yanıma oturan teyze pek sahiplendi beni (adı şule kendi kozmetik firmasını kurmuş yeni baya bir anlattı geleni gideni) iş bulmaya kalktı bana :D indik beşiktaşta doğru derse irem haid bakalım. dönüş yolunda yıldız teknik üniversitesinde MFÖ karşıladı beni onlardan dinledim 3-4 şarkıda. işte sonrasında İrem yurtta...

nice seyirlerde görüşmek dileğiyle sevgili izlemeyicilerim...

p.s. telefon kablom Ankara'da dolayısıyla fotoğraflar daha sonra yine bu blogda ;)

12.10.10

şimdi!

istanbul...
lise yıllarımın periler şehri...
hakkında yazdığım hikaye okul dergisine bile girmişti...(bir ara paylaşayım onu sizinle)
ne arkamdan ağlayan var ne öyle deli gibi özleyenim. bunca zamandır korktuğum boşunaymış belki de.
hayat! hala zor aslında. ilk defa kafam rahat hayatımda. ne kadar sorgularsam kararımı o kadar içerliyorum hayata. hatalarımı görmüyormuşum gibi geliyor akışına bırakınca da.

şimdi ikamet İstanbul, tam bir Beşiktaş'lıyım artık!
ilk günümü 4-5 saatlik sahil yürüyüşüyle geçirdim. ertesi gün vapurla karşıya geçtim. ertesi gün bir buçuk saat dolmuşla trafikte yolculuk ettim, sonra evime döndüm. Ankara! Aslı'mın değişiyle "her anı kara" ufak tefek içerlemelerle hatırladım neden gitmek gerektiğini, taşıdığım koca bavul sayesinde kollarım ve sırtımdaki ağrı tanıdık olmasa bile uzaktaa gelmiyor bana. göçebe gibi yaşamak! ev düzenine alışmışken en ufak şeyin eksikliğini hissetmek. bir eve sahip olunca elinizi attığınız yerde istediğinizi bulunca eşyaya bağımlı olamaya başlıyorsunuz. bu 2 sene bana iyi gelecek, hayatın içine hayattan koparak girmemi soyutlanıp somutlaşmamı sağlayacak.

hala erteliyorum yazmayı! ama artık kafam daha iyi çalışıyor. daha kalemle buluşamasa da düşüncelerim toparlanıyor sıraya giriyor ve bekliyor. çok beklettim onları farkındayım. ben en çok onları özledim. okumak zulum geliyordu bir aralar bana. yazarken yüreğimden geçen o huzur okurken boğazıma çöken, nefes boruma zorla tıkıştırılan hikayelere dönüyordu. orta okul lise yıllarımda su gibi geçtiğim kitaplarım rafa ait oldular. yeni kitap hevesim hiç geçmedi hepsine sahip olmak istedim hepsinin içinde durmak, onlara ait olmak, onlarla olmak. içim el vermedi işte. kendime ihanet ediyor gibi hissettim her seferinde. aşık olduğum kelimelerim vardı sırf onlara ait şiirler yazmak istedim. hikayelerim hep zihnimde bocaladı hiç dinmedi kağıda özlemleri. romanlarım hep yanım kaldı. karakterlerim zihnimde yaşamlarına devam ederken birbirlerini tamamladı ya da çatışarak yok etti hafızamı.

şimdi!
bazı şeyler için büyümüşüm, bazıları için daha küçüğüm!
22 yaşında çıktığım arayış hayat içinde çok geç kaldığımı gösteriyor. 22 yaşında sahip olduğum düşünceler yaşıma büyük kaçıyor. hayatın bir yerinden tutmak gerek ama bu sefer yanlış sapaklardan kaçınmalı çünkü zaman bundan sonra kısıtlı. 2 sene sonrasını bu 2 sene içinde neler olacağını bilmiyorum. daha burda 2.haftamdayım. hevesli, yorgun, şaşkın... "geriye bakarak noktaları birleştirmek" değil içime dönüp oraya hapsettiklerimi azad etme zamanı şimdi. binlerce amacım var ya! teker teker ellerinden tutma zamanı şimdi.
kim bilir benimde elimden tutan olur birgün belki...

sağlıcakla kalın sevgili izlemeyenlerim...