şen yuva...
pek hoşlanmam böyle dizilerden gerçi Benim Annem bir Melek süperdi işte ondan sonra türedi böyle ev ahalisi dizileri. daha öncesinde 'en son babalar duyar' ilk olabilir. neyse durumu nereye bağlıyacağım; bir kere Ceyda Düvenci'nin ekranlara dönüşüne sevindim özlemiştim kendisini zaten Levent Üzümcü'nün Beyza'nın Kadınları filminden beri hayranlıkla seyrediyorum, Altan Erkekli rolüyle bütünleşmiş gibi. şahsen kıl oldum yani çocuk oyuncuya daha başka bir karakter cizebilirlerdi, zayıf kalmış diye düşünüyorum. konumuza doğru ilerlersek 22 yaşına gelmiş bir insan olarak hayatımda birçok ilişki dönüp dolaştı etrafımda. şu evlilik sezonunda bir nikahtan öbür nikaha nişan haberleri alıyorum ve davetiyeler yığılı masamda. insanlar çıldırmış durumda evleniyorlar, ben günlük hayatımda insanlarla iletişimde zorlanırken bu insanlar nasıl bir hayatı paylaşmaya karar veriyorlar bilmiyorum. şen yuvaya gelince piskopat anne internetten 6 ay yazıştığı oğlana kendini kızı olarak tanıtıyor ve kızına buluşacakları gün bunu haber veriyor. "yazışmalarımızın dökümünü aldım 1 saat sonra burada olup ana söz yüzüğü takacak sankın herşeyi berbat etme diyor" bilgisayarda -şen yuva projesi- adında bir dosyada biriktiriyor bunları. bunu duyunca anneme dönüp "sen daha otur" dedim.
şimcik efendim yaş kemale erdi okul bitiyor falan fişman benim daha öyle bir niyetim yok ama bir laftır dönüp duruyor anlamadım ki. Demet Akalının 6 ay süren evliliği bile kasetindeki o saçma şarkıyı -evli mutlu çocuklu- kurtaramadı buna rağmen hala insanlar durmaksızın evleniyor ve aynı hızla boşanıyor. hayat bu kadar zorken nasıl teslim edersin ki kendini birine hele ki sen daha biri olmamışken. hep derim ki insan önce kişi olacak sonra biri olacak ki iki kişilik birşey yaşayabilsin. yoksa olmaz ağır aksak yarım yamalak yürümez. öyle işte...
29.7.10
27.7.10
Bahar Güneşi 24.04.2008
Düşün bir anlığına...
Kapat gözlerini sımsıkı, yumarcasına...
Bir bahar güneşi ısıtmaya başlasın tenini
Yürüdüğünü düşün bir deniz kıyısında
Gözünü açmak hissettiğine bakmak istersin
Ne zamanki yüzünü çeviri günebakan
Bir daha kaçışı yoktur aşktan...
Kamaşır gözün kısarsın
Gözünü yaksa da gülümsemeye başlarsın
Köpükler kopar dalgalardan
Kumlar akar parmak aralarından
Hala kopamamışsındır güneşten...
An an tonları dolanır kirpiklerinde sarının
Gamzelerine dolar sıcaklığı aşkın
Bir kilit sesi duyarsın içinden
Bir ışık yayılır yüreğinden
Gülümsemen yayılar, gözlerin daha bir kamaşır...
Yorulursun bir an mutluluktan
Çevirirsin kafanı sadece bir an...
Kararır her yan benek benek
Şaşkınlıktır soluduğun
Ne olduğunu anlayana dek...
Bir perde gibidir
Sevgiyle hayat arasında
Kandığın an güneşin pırıltısına
Kafanı çevirdiğine bitmez
Etkisinin geçmesi çok da uzun sürmez
Ama o gülümseme bir daha da gelmez...
Hatırladığın anlar
Yürek kilidin gıcırdar
Gamzelerine düşünceler dolar
Kirpiklerinde dolanan yaşlar
Aklında parmaklarından akan kumlar
Bir de o perdenin hayali var...
Düşün bir anlığına
Kapat gözlerini sımsıkı, yumarcasına...
Hayal et şimdi;
Neler kaldı o bahar güneşinin ardında?…
Kapat gözlerini sımsıkı, yumarcasına...
Bir bahar güneşi ısıtmaya başlasın tenini
Yürüdüğünü düşün bir deniz kıyısında
Gözünü açmak hissettiğine bakmak istersin
Ne zamanki yüzünü çeviri günebakan
Bir daha kaçışı yoktur aşktan...
Kamaşır gözün kısarsın
Gözünü yaksa da gülümsemeye başlarsın
Köpükler kopar dalgalardan
Kumlar akar parmak aralarından
Hala kopamamışsındır güneşten...
An an tonları dolanır kirpiklerinde sarının
Gamzelerine dolar sıcaklığı aşkın
Bir kilit sesi duyarsın içinden
Bir ışık yayılır yüreğinden
Gülümsemen yayılar, gözlerin daha bir kamaşır...
Yorulursun bir an mutluluktan
Çevirirsin kafanı sadece bir an...
Kararır her yan benek benek
Şaşkınlıktır soluduğun
Ne olduğunu anlayana dek...
Bir perde gibidir
Sevgiyle hayat arasında
Kandığın an güneşin pırıltısına
Kafanı çevirdiğine bitmez
Etkisinin geçmesi çok da uzun sürmez
Ama o gülümseme bir daha da gelmez...
Hatırladığın anlar
Yürek kilidin gıcırdar
Gamzelerine düşünceler dolar
Kirpiklerinde dolanan yaşlar
Aklında parmaklarından akan kumlar
Bir de o perdenin hayali var...
Düşün bir anlığına
Kapat gözlerini sımsıkı, yumarcasına...
Hayal et şimdi;
Neler kaldı o bahar güneşinin ardında?…
kandil
Rabbim herşeyi yaratmadan önce diledi. " Ben gizli bir hazineydim kendimi bildirmek diledim" buyurmuş. işte yaratacaklarını kadere bu gece Berat kandilinde bildirdi. Efendimiz (s.a.v.)" berat kandilinin gününü oruçla gecesini ibadetle geçiriniz" buyurmuş Hz. Aişe validemiz ona "Sen Rabbinin sevgili kulusun kendini nedne bu kadar harab ediyorusun?" diye sual ettiğinde "Ben şükredici kul olmayayım mı!" buyurmuş ve Berat kandilinin ne kadar mübarek olduğunu ve bu gecede gelecek sene içerisinde öleceklerin ve yaşayacakların kazaların kaderlerin yazıldığı gece olduğunu bildirmiş ve "Ben kaderimin oruçluyken yazılmasını isterim" buyurmuş. bizler iki kandil mesajı ve çayın yanında bir kandil simidi ile geçirirken bu kutlu günü Efendimiz en yüce en sevgili olmasına rağmen gözyaşı döker afdiler yalvarırmış. çünkü Rabbim buyuruyor "af dileyen yok mu affedeyim birşey dileyen yok mu vereyim" Rabbimiz bu kadar açık yürekli merhamet doluyken biz dünyaya ne kadar da kapılmışız. Efendimiz eshabına "beni görmeden sevecek olan ahir zaman ümmetimi görmek isterdim onlar sizin yaptıklaırnızın onda birini yapsalar bile sizin hepinizden çok sevap kazanırlar" meth edilmiş bir ümmetken farzları yapmaktan yüz çeviriyoruz. erteliyoruz zamanımız varmış gibi. bugün yola çıkan birinin adı ölecekler listesine alınmışsa nereden bilecek. bir saniyemizin garantisi var mı ki yıllık bütçeler yapıyoruz. "şuan ölecek gibi ahirete hiç ölmeyecek gibi dünyaya çalışmak lazım" ama biz ahiret kısmını hep unutuyoruz. yaşlılığımıza bırakıyoruz, kafamız rahatladığı zamanlara, sıkıntılarımız geçinceye. o zamanda biraz kafa dinleyeyim bir durun diyoruz. yani hiçbir zamana atıyoruz sonsuz ömrümüzü. oysa buradaki ömrümüz için ne yatırımlar yapıyoruz. 60bilemedin 70 sene için yaylada yaşıyorsan belki 100 sene. sonunda bitmeyecek mi? insan öldüğünde onun kıyameti koparmış. kuçuk kıyamet.
biz kulakdan dolma bilgileri din sandık sonra bilinçlendik zannedip bidatlere sarıldık. ehl-i sünneti unuttuk peşine düşmedik sünneti bırakmayaşım derken farzlardan olduk. biz herşeyi eksik yaptık. Rabbim bize yaptığımız amellerle değil merhametiyle muamele etsin. evliyalar hastalanmadıkları zaman üzülür "Rabbimizi kırdık mı ki bizim duamızı istemiyor ve bu yüzden bize musibet göndermiyor" derlermiş. bizse ayağımıza taş takılsa küfreder haldeyiz. Rabbim bizleri onların ahlakıyla ahlaklandırsın. Efendimiz miraca çıktığı zaman "o söylediyse doğrudur" deyip Sıddik ünvanını alan Hz. Ebubekr gibi dinimizde sabit olmayı nasip etsin. savaşta oğulları eşi kardeşi ve babası şehit düşen sahabe kadının "Bana Efendimiz'den haber verin" haykırışları gibi Rabbim dostlarının ve kendinin sevgsini içimize yerleştirsin.
Rabbim bu Berat kandilinde tüm islam alemine zulm görenlere duaya ihtiyacı olanlara beratlarımızı versin. Bizleri af ve mağfiret eylesin....
biz kulakdan dolma bilgileri din sandık sonra bilinçlendik zannedip bidatlere sarıldık. ehl-i sünneti unuttuk peşine düşmedik sünneti bırakmayaşım derken farzlardan olduk. biz herşeyi eksik yaptık. Rabbim bize yaptığımız amellerle değil merhametiyle muamele etsin. evliyalar hastalanmadıkları zaman üzülür "Rabbimizi kırdık mı ki bizim duamızı istemiyor ve bu yüzden bize musibet göndermiyor" derlermiş. bizse ayağımıza taş takılsa küfreder haldeyiz. Rabbim bizleri onların ahlakıyla ahlaklandırsın. Efendimiz miraca çıktığı zaman "o söylediyse doğrudur" deyip Sıddik ünvanını alan Hz. Ebubekr gibi dinimizde sabit olmayı nasip etsin. savaşta oğulları eşi kardeşi ve babası şehit düşen sahabe kadının "Bana Efendimiz'den haber verin" haykırışları gibi Rabbim dostlarının ve kendinin sevgsini içimize yerleştirsin.
Rabbim bu Berat kandilinde tüm islam alemine zulm görenlere duaya ihtiyacı olanlara beratlarımızı versin. Bizleri af ve mağfiret eylesin....
25.7.10
şarkılar hakkında ufak bir yorum
bir insan iyi olduğu işi mi yapmalı? bu konuya çok geniş açıdan bakmak olur herhalde. Toygar Işıklı dan bahsediyorum." sen eşittir ben" şarkısıyla benim gözümdeki tüm karizmasını çizdirmiştir. diziden nefret etmeme rağmen müziklerinin beni acayip etkilemesi Toygar Işıklı'nın yerini çok başka yapmıştı gözümde. aynı durum Gökhan Kırdar içinde geçerli aynı şey. benim anladığım insanların bir hissiyat şekli vardır. demek ki bu iki güzüde sanatçı da dizilerden ilham alabiliyorlar. neden bunu bir reklam işini dönüştürüp yapmış olmak için gündelik kullanımdaki sözleri yan yana getirip şarkı diye piyasaya sunarlar anlamıyorum. beni çok üzüen konulardan biri bu. yani severek dinlediğim bir sanatçıyı radyoda değiştirmek zorunda kalmak çok korkunç birşey. hayal kırıklığı gibi. tabi bir de son zamanlarda çok sık rastaldığım bir şey var ki şarkı başlıyor "vayy be!" diyorum ezgilere bak sonra sözler bir geliyor anlamsız ritimsiz alelade srf söylenmiş olsun diye paçavra yani. enstrümental yap daha iyi ya. yazmayın beceremiyorsanız arkadaşım. herkesin kendine göre yeteneği var illa kendi şarkılarınızı yazmak zorunda değilsiniz. mesela nakaratı berbat şarkılar var ama ara sözleri beni benden alıyor ya da tam tersi sadece nakarat dinle gerisini çöpe at. iyi örnek olarak Duman'ın "senden daha güzel" şarkısını gösterebilirim. adamlar çok basit birşey söylüyor ama bunu müziğe öyle güzel yediriyor ki sana kendini iyi hissettiriyor. araba kullanırken dinlemeye bayılıyorum o şarkıyı illa alengirli cümlelere gerek yok ki. Yaşar mesela yeni şarkısını ilk duyduğumda sevinçten çığlık attım arabada süper bişi ya. "sen beni bazen hiç aramıyorsun gülüm." sen çırpınan denizde sen aranan liman ..." daha ne desin yaa... örnek alınmalı diye düşünüyorum...
23.7.10
isimsiz 21.02.2008
kalbindekiler taşmış gözlerine,
akıp gideceğim tek damlayla,
kapı görünmüş, kirpiklerin yol olmuş bana.
ilk defa acıyacak canım gezinirken yanaklarında,
kulaklarım çınlayacak gelince dudaklarına,
"Seni seviyorum!" derken ki halin aklımda.
şimdiyse gidiyorum dosdoğru son durağa.
yaş olup aktım gözünden ya,
yazıklar olsun bana!
isimsizim senden sonra...
akıp gideceğim tek damlayla,
kapı görünmüş, kirpiklerin yol olmuş bana.
ilk defa acıyacak canım gezinirken yanaklarında,
kulaklarım çınlayacak gelince dudaklarına,
"Seni seviyorum!" derken ki halin aklımda.
şimdiyse gidiyorum dosdoğru son durağa.
yaş olup aktım gözünden ya,
yazıklar olsun bana!
isimsizim senden sonra...
22.7.10
su nefes alıyor...

su nefes alıyor...
karşınızda nilsu!
hayatının şuana kadar ki bölümünün çoğunu ağlayarak, uyuyarak ve yemek yemeyerek geçirdi. gördüğünüz bu anda sevdiği ender yiyeceklerden biri olan karpuzla başa çıkmaya çalışıyor. yani büyüyor. hala kelimeleri yok dilinde genelde çığlık atıyor. küçüklük resmime bayılsa da benden pek haz etmiyor. yüz ifadesine bakın. mükemmel! hayatla da böyle hevesle kuşkuyla başa çıkmaya çalışabilsek keşke. başımızdan büyük işlere kalkışsakta vazgeçmemeyi bilsek. bilsek ki kucağında oturduğumuz düşersek bizi kaldıracak birileri var. yinde de yaramazlık yapsak, hayata kafa tutsak, onunla kavga etsekte yine ona sarılsak. zamanında annemiz bize kızdığında yine onun adınını haykırarak ağladığımız gibi. çocuklar mükemmel şeylerdir. hayat asıl onların yaşadığı şeydir. gerçek olan odur. sahip olduklarını keşfediyor, deniyor, öğreniyor,yaşıyorlar. bizse öğrendiklerimizi unutuyoruz her adımda, geçmişi bir saplantı gibi taşıyoruz, denemekten vazgeçiyoruz. klişelerle 8.30-6.30 yaşadığımızı sanıyoruz. ferrarisini satan bilge ye yuh diyoruz. ferrariyi hayal zannediyoruz. hayal bir şey değildir. yani bir nesne değil o sahip olabileceğinizin soyut bir resmidir. bir andır belki, belki bir hikayedir, belki bir savaştır uğruna deyevek biri için... Ama hayal ya da hayat bizim sandığımız gibi değiller. hayal de hayatta nilsunun yüzündeki ifadededir. bakın ona ne kadar azimli, güvenli, kibar... işte su nefes alıyor ve her nefes aldığında bize birşeyler öğretiyor kendisi yaşarken bize yaşamayı hatırlatıyor. döke saça kıra döke düşe kalka ama yaşıyor işte. ya biz? korunaklı sandığımız karton kutularda acılar içinde kıvranıyoruz sadece. hayat bu sefer nesıl bir kazık attı galiba diye bakıyourz nefes deliklerimizden göz ucuyla. cesaret gideli çok oldu bizde. aynaya bakmaya yüzümüz yok. kendimizi şikayet edemiyoruz bile. ben derim bunaldığım zaman "biri beni kendimden kurtarsın" kendimden o kadar ümitsizim ki birinin kurtarmasını bekliyorum. o koca çatalı alıp sevdiğim şeye ulaşmaya mecalim kalmamış. nilsu! karpuzuyla boğuşurken etrafında dönen onca hengameden (ailecek yemekteyiz biz bu sıralarda) kendini nasıl da soyutlamış. bizse o hengameye kapılıp kendimizi unutmaktayız. hayat bir sel gibi bizi sürüklerken aynı zamanda bir hortum gibi herşeyi darmaduman karmakarışık ediyor. biz karşısına dikilmek yerine savrulmayı kabulleniyoruz. çocuk olmak! artık mümkün değilse de o zaman bilinçsizce yaşadığımız şeyin bilincine şimdi varmak gerek herhalde.
22 Temmuz 2010
yıllardır arkadaşlarım sende bir blog açsana der durur ama ben ancak bugün ayşnurumu kıskanaraktan http://diyetisyenaysenur.blogspot.com/ bloglamaya başlıyorum.
zor zamanlarda insanın kendini oyalayacak birşeylere ihtiyacı olur ya belki bu sayfa da son 2 hafta içinde açtığım formspring http://www.formspring.me/sularkralicesi ve twitter http://twitter.com/sularkralicesi sayfalarım gibi kendimi ifade etmem için yardımcı olur bana...
blogumda çoğunlukla çektiğim fotoğrafları, şiirlerimi,dinlediğim şarkıları belkide çoğunlukla hayata karşı yaptığım eleştirileri görebilirsiniz.
hayat zor! ama zaten Rabbim bizi yaratırken kolay olacağını söylememişti ki!
zor zamanlarda insanın kendini oyalayacak birşeylere ihtiyacı olur ya belki bu sayfa da son 2 hafta içinde açtığım formspring http://www.formspring.me/sularkralicesi ve twitter http://twitter.com/sularkralicesi sayfalarım gibi kendimi ifade etmem için yardımcı olur bana...
blogumda çoğunlukla çektiğim fotoğrafları, şiirlerimi,dinlediğim şarkıları belkide çoğunlukla hayata karşı yaptığım eleştirileri görebilirsiniz.
hayat zor! ama zaten Rabbim bizi yaratırken kolay olacağını söylememişti ki!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)