28.5.11

kanaat

güneşin ardından gükyüzü bulutlanırsa, ardından minicik damlalar görünmeden düşerse yanağına; kaçışıp saklanma! hisset; sıcaklığına tüm hücrelerinle ruhunu açtığın dünyanın gri halini! mavinin yansımalarla, dalgalarla dansını izlerken aydınlıkta hisset; puzlu günlerde içindeki karmaşanın taşkın sularını. derin bir nefes çek kavuşmanın verdiği beş kuruşluk hazzı, sonrasında esen poyrazın iliklerine işlediğinde dişlerin takırdayana kadar titremeyi unutma! göz gezdirdiği, önemesemediğin hatta kapağını açmaya değer bulmadığın kitapları yüreğine benzet aralık akşamlarında. küskünlüğünü nasıl dile getirirsen getir el yazın sana has dilindir, ne yazarsan yaz/sözle/çal okunmaya değerdir.  ne demiş şair "gözlerimizin rengi her ne kadar farklı olsa da göz yaşımız aynıdır." güneşi paylaşırken binbir haşeratla bulutları görünce derdine bürünüp sokakları dışlama, onlarda oyunun bir parçası kırık dökük kaldırımlarıyla ortak attığın adımlara. düşen üç elmanın paylaşırken ikisini güzelliklerle güvensizliğin dibine vurduğunda kendine saklama! değer ver kendine paylaşırken de! yılın ilk karpuzunu keserken göbeğinden ince bir dilim at ağızına, içine işleyen sıcak budur hayatın gri noktalarında!

22.5.11

ne çok

kaçırdığım ne çok şey var hayatta...
okumadığım, yazmadığım, görmediğim, söylemediğim, hissetmediğim...
hissedip yaşayamadığım, sevip sakınamadığım, sahip olup koruyamadığım...
hayal kurup unuttuklarım var, peşinden sürüklenip savrulduklarım var...

yakaladığım ne çok şey var hayatta...
gözüm ile aynı düzlemde durup deklanşörüm ile yansıyan anlar...
melodisine ayaklarımın ve parmaklarımın dayanamayıp uyduğu şarkılar...
filmerl var geceleri uykumu kaçıran beni gülümseten ağlatan...

17.5.11

ünlemler

hayatın içinde kararsızlık ne fena en ufak taş bile kararla duruyor yerinde oysa!
ne anlamı var savaşmanın karşısına dikilmenizin hiçbir işe yaramayacağı aşikarsa!
kim hak ettiğini duyuyor ki şu dünyada hak etmedik diye dövünüp dursak ne fayda!
vazgeçişler ne acı bir huzursuzluk uğruna harcanan çabaların karşısında!

14.5.11

namaz

ince bir köprüde ilerliyordum, kapı çarptı bir yerlerde, irkildim içten içe
yolumda sendeletmedi irkilmem, yolum uzundu nefesim az
aşağıya bakmamaya çalışıyordum vadinin uğultusu vermiyordu rahat
her adımda uçsuz bucaksız denizleri düşlüyordum ümitle.
sona yaklaşırken köprüde yavaşlıyordum yolu düşünüyordüm
ne kadar çetin geçse de ne kadar huzurlu olduğumu.
vadi gözümde küçülürken bir sağıma bir soluma baktım
bir kaç sözcük mırıldandım  karaya adım attığımda yere çöktüm
parmaklarımı toprakta gezdirerek bahşedilen nefesi içime çektim
başım önde toprağa bulanmış ellerimi haaya kaldırdım
her gün zihnimde geçtiğim bu köprüyü zamanı geldiğinde
vadi uğultusunun yerine çığlıklar yükseldiğinde
Rabbim tez geçmeyi nasip etsin diye...

9.5.11

aitlik eki

shaip olduğumuz birşey varmış gibi bu dünyada ne çok kullanıyoruz aitlik ekini.
hiç düşünmüyoruz ne kadar zordur bir yere ait olmak halbuki.
nefes almanın ritmine kapılmış yaşıyoruz işte nihai zannederek dünyayı.
yerin yurdun varsa bir kapta ekmeğin tamam diyorsun işte evim.
senin olan nedir peki, seni sen yapan, sana ait olan ne, senin ait olduğun ne?
neresde ayakların yere bastığın zaman kucaklıyor gibi hissediyorsun?
hangi ses içinde yankılanıyor, hangisi üzerine üzerine geliyor?
sahip misin kendi benliğine hergün eksiklerini sayarken kendine?
aynaya baknmanın yettiği ne malum seni göstermeye?
annen baban bile çaba göstermeden senin değilken bu tafra kime?
ait olmak, bağlanmak gönülden şöyle ince ince,
dost demek birine yeter mi ki aitlik ekine, demekle olunur mu arkadaş bile?
şehrin sınırları sarar etrafını, kovar seni sahteliklerin tükendiğinde.
sahici bir mahal ister yüreğin kendi olmak için,
akıp gidebilmek, taşıp dağılabilmek ister.
zorluğuna bie gülümseyerek katlanır ait olduğu yerde.
bağlanmak en çılgınların işidir asıl, çünkü en zorudur yaşamanın.
nefes alması kolayken sıyrılıp kaçması zordur kendinden.
ait olmanın, hissetmenin ve hissettirmenin aslı kendin olmaktır,
ayna dediğin sima ise denize baktığında gördüğün/m de yüreğin yansımasıdır.

6.5.11

unutmuyorsun da...

bir ölüm bir çoğunu hatırlatır,
bir damla içinizde düğümlenmiş nice nehirleri taşırır,
ne giden gelir ne de duadan başkası bu dile yakışır.

unutmuyorsun da sızısı azalıyor sanki, kahkaha atabiliyorsun zamana kaptırırsan kendini.
unutmuyorsun da resmine baktığın anlar seyrekleşiyor, yüzü silinmiyor gözünden ama uzaklaşıyor sanki.
unutmuyorsun da hatıraları deşmeyi bırakıyorsun sözlerle, geçmiş günler nöbetinden azlediyorlar seni.
unutmuyorsun da gülümsediğinde yüklenmiyor yüreğine onun üzerindeki topraklar.
unutmuyorsun da sonrasında haykıramıyorsun, dişlerini sıkıp kısıyorsun sesini ağlarken.
unutmuyorsun da silmiyorsun göz yaşlarını sanki toprağını yeşertecekmiş gibi her damlan.
unutmuyorsun da biriktirmeye başlıyorsun zamanın kırıntılarını, hafızana sıkışmasın, yaşasın istiyorsun.
unutmuyorsun da alıştığın yaşama dönerken o koyduğun yerde mi diye düşünüyorsun.
unutmuyorsun da o yatarken sen hala dünyayı adımlıyorsun.

4.5.11

kent

bir kente aşık olmak,
içinde nefes aldığın sınırlarla boğulmamak,
küfretmeden uyanmak bir güne ,
alışkanlıklardan uzak bir sevgiyle bağlanmak.

hergün seni aynı çehreyle karşılayan bir eş gibi
her kırışıklığı bir başka sorun sanki
her adımda yorsa da seni
çözümü yine onda nefes almak belli ki.