30.11.13

Havaya da nizam lazım...

Güneşli, sert bir esinti var dışarıda. Aralık'a bir iki gün kalmış, havada kışdan haber yok hala. Mevsimler zamansız çalan telefonlar gibi irite edici olmaya başladı.

Çayımı yeni doldurmuşum, daha ilk yudumu alabileceğim kadar bile soğumamış. İkindi güneşini alan koltuğuma kurulmuşum, sağ ayağımı katlayıp altıma almışım, sırtıma da bir minder. Elimde okurken uçurum, dağ, ova demeden çağlamaya devam eden sular misali dolu dizgin giden ama elimden bırakınca dönmesi ruha zor gelen Wirginia Woolf romanlarından biri. Sayfadaki kelimelerden ruhuma fısıldayan, bir karakterden on kişi anlatan içsel seslere dalmışım. Kasten uzağa koyduğum telefon çalmaya başlıyor. Zihinsel gücümle duvara fırlatabilsem keşke. Bir kitaba, bir güneşe, bir çayıma bakıyorum. Kalbimi mengeneyle sıkıştırmışlarcasına bir "Offff !!!"çekip yerimden kalkıyorum. Bir hışımla açtığım telefonda iki saniyelik ama bana asırlar gelen ve asab tellerimi ölesiye çınlatan bir sessizlik. Ardından "Sayın müşterimiz bu bir bant kaydıdır. Size özel kullanım kolaylığı sağlayan kampanyalarımızı öğrenmek için...."

Bu sıkıntılı durumu daha fazla tanımlamaya gerek yok sanırım. Gölgeler kaşe monta sarınan uzun boylu gençlerle, güneşlik caddeler ceketli kızlarla dolu. Aralık havaya bir nizam getirir umarım...

19.11.13

Merhem

Bilirsiniz acının merhemine "zaman" denir. Hiç bir zaman yeterince erken iyileştirmese de sizi tek devanız beklemektir. Kimileri "sabır" der geçen zamana, kimileri "hasret", kimileri "yazmak". Zamanı yazmaya adayan ruhlar kalemlerini kaybedince "hissiz vakitler" çıkar karşımıza.

Okumaya mecali kalmamış gözlerle, okunanları duymayan kalpler zamanın içini boşaltmış olurlar böylece. Her yara acıtır, fiziksel olmayanlarının izleri görünecek kadar derindir. Her yaranın merhemi "zaman" her yaralanana farklı tedavi uygulamaktadır. Durmadan ilerleyen kadranların seyri yaralı insanların korku filmidir.

Zamanı umursamıyor gibi yaparak yalancı görselliklerle yaralarını oyalamaya çalışanlara en masum darbedir geceler. Karanlık bir ayna gibi yüzümüze vurur acımızı. Havale geçirmek üzere olan çocukların iğneden kaçışı gibi boşa ve anlamsız bir çırpınıştır onlarınki. Yarasıyla yüzleştikten sonra ona merhemini verecek cesareti olmayanlardır, zamandan kaçanlar. Oysa merhemin iyileştirici yakışı daha iyidir, kabuk bağlamış görünen derin yara sızısından.

"Herkesin reçetesi kendine." der annem. Ama zaman her reçetenin başlangıç satırıdır...

4.11.13

1 Muharrem 1435

Hicri yılbaşı bugün. Her sosyal paylaşım sitesinde "bize  Efendimiz(sav)e Hicretin açtığı gibi hayırlı yollar açsın." temennisini paylaştım. Çünkü her zaman kalıbı aslında bir yoldur ve değişen tarihlere ancak yol sonunda varılacak kapılar niyetiyle sevinir insan.

Eshab'ın çektiği sıkıntıların doruk noktasına ulaşmasının ardından Hicrete müsaade edilmiştir. Efendimiz (sav) kendi yurdunda bulamadığı huzuru bir İslam medeniyeti olarak düzenlenen Medine'de kurmuştur. Hicret; her sıkıntının bir yolculuğa delalet olduğunu işaret eder; feraha açılacak kapılara çıkan meşakkatli bir yolculuğu. Mekke'den, memleketinden gizlice ayrılmak zorunda kalan Peygamberimiz (sav) Medine'de çiçeklerle, coşkuyla, sevgi dolu yüreklerle karşılanır. Allah (cc) gönderdiği dinin yaşamın her alanına hakim olabilmesi için Habibine Medine'yi göstermiştir.

Rabbim dünya üzerindeki hiçbir Müslümanı saklanmak, kaçmak, gizlenmek, savunmak zorunda bırakmasın bir daha. Ensar ve Muhacir olarak nasıl iç içe geçmişse gönüller Hicrette ümmetin, şimdi de Müslüman olarak bir olup, birbirimizin acısına yanıp el uzatabilelim inşallah.

Hicri yeni yıl gönüllerimize ferahlık getirsin, başımızdaki tüm belaları def edecek yolların açılmasına vesile olsun inşallah.