28.9.15

üşeniyorum

affedin beni yaşadıklarımız hakkında o kadar çok söz söyleyen var ki - yakın çevremde en başta ben olmak üzere- bunları kaleme ya da klavyeye dökecek takati bulamıyorum kendimde. zihnim de duygularım kadar boşverememekle meşgul. boşluğun ortasındaki soğuk karmaşanın içindeyim uzun zamandır. şaşkın dahi değilim, alıştım. alışmak en kötüsüdür aslında değil mi? hep istediğimiz fakat elde edince gerilip sıkılganlaştığımız o ilginç duygu durum parodisidir alışmak. dünyayı gözümde küçülttükçe tepkisizleşmem gerekirken daha da sivrileşiyor kabullenemediğim yaşama çabaları. düşüncelerimde haklılığımı herkesin payını dağıtarak sağlasam da uygulamada tam anlamıyla varlık gösteremediğimden söylediklerim havada kalıyor gibi. en azından onlar deniyor demek kendime hakaret etmek oluyor. yoruluyorum o yüzden de üşeniyorum yazmaya...

8.5.15

Annelerin reklam çılgınlığı

Öncelikle benim her gün beni yeniden şaşırtan ve kendini yeniden sevdiren annem başta olmak üzere tüm şeker teyzelerim ve pamuk ninelerin anneler gününü kutlarım. Anneler günü yaklaştıkça ekranlar- ki bunu her anlamda teknolojik cihaz için kullanıyorum- anne temalı reklamla dolmaya başladı. Bir iletişimci olarak sadece reklamların ürün tanıtımı ya da eğlenceli yanlarını değil verilmek istenen mesaj ve ele alınan mesaj iletim şekline dair bir kaç satır yazayım istedim. Ama yorumlardan önce iletişim kanallarının artık herkesin kullanımına açık olduğunun bilincinde olmamız ve satış için yaptığımız çığırtkanlıkların insanları rencide etmemesine özen gösterilmesi gerektiğini düşündüğümü belirtmek isterim. Annesi vefat etmiş, annesinden uzak kalmış veya yetim olanların başka bir taraftan da anne olamayan ve anne olmayı tercih etmeyenlerin günlerce kesintisiz mesaj bombardımanına tutulması bu reklam kuşağının en can sıkıcı tarafıdır.


Geçen senelerde Teknosa'nın başlattığı bu Anneler gününe teknolojik bakış penceresi hem tüketici hem diğer markalar tarafından çok beğenildi. 41!29? ajans ile Alemşah Öztürk yine farkını konuşturmuş oldu böylece. ( https://vimeo.com/65369535 ) Sattığınız ürüne dair ihtiyaç oluşturmanın yanında ürünle tüketici arasında bağ kurmak ve bunu bir hikaye üzerinden gerçekleştirmek uzun matematiksel hesaplamaların yanında zekice ama abartısız bir prodüksiyon gerektirir. O yüzden hikayesi olan her reklam iyidir denemez.
Sosyal medya insan tepkilerinin hızlı şekilde ölçülebildiği fakat güvenilirlik konusunda büyük bir açığı olan bir mecra. Örneğin Beyaz Show eskisi kadar izlenmese dahi Beyazıt Öztürk 90lardan bu yana yaptığı skeçler yoluyla seyircisini sürükleme geleneğini devam ettiriyor. Haftalarca Candan Erçetin ile olan atışmaları haber bültenlerine dahi konu oldu ve videolar programdan daha çok izlendi. Tabi ki önemli olanın yalnızca izlenmek ya da haber olmak olmadığını anlamak yükseldikten sonra biraz daha zor. Videolarda kullandıkları dil başta çok eğlenceliyken işin sonuna doğru çirkinleşme safhasını dahi geçmişti. ( https://www.youtube.com/watch?v=F3rpFK267bI )
Anneler Günü çerçevesinde annelere sosyal medyalı şarkı söyletme fikri yeni teknolojiye alışmaya çalışan annelerle çok hoş bir uyum oluşturmuştu. "Yavrum seni layk ettim!" "Halanın arkadaşlık isteğini niye kabul etmedin?" "Pencereyi aç anne!" gibi günlük hayatımız sirayet etmiş cümlelerle tüketiciye hitap etmek hem sıcak hem esprili hem de doğru bir iç görü sonucuydu. Rafineri Ajansın Profilo için yaptığı seri markanın güvenilirliğini arttırmada büyük rol oynamıştı bence. ( https://www.youtube.com/watch?v=expZ9s0ZzGM ) Fakat farklı markaların birbirini tekrarlaması tüketicide bıkkınlık oluşturabiliyor. Aradan 3 yıl geçti fakat bu Anneler günü için de Demirdöküm aynı tarz bir reklamla çıktı karşımıza. Ümit Sayın'ın Ben Tabi ki şarkısının sözleri güzel bir şekilde duruma uyarlanmış olsa da tekrara düşüldüğü için etkisini kaybediyor reklam. ( https://www.youtube.com/watch?v=C83-C-gNrXA )
Daha önce denenmiş olan farklı bir tür ise gizli kameralarla anne çocuk ilişkisini ele alan reklamlardır. Arçelik'in 2014 yılında bir AVM içerisinde gerçekleştirdiği sürpriz basit etkili ve güzel bir jest olarak tüketicinin aklında kalıcı olmasını sağlamıştı. ( https://www.youtube.com/watch?v=dluCPzsQmwk ) Bu sene Kipa gizli kameraları çok farklı bir şekilde kullanarak adından söz ettirmeyi başardı. Bu reklamda en önemli olan şey samimiyetin tüketiciye geçmesi. "Bişeyşiteyşın al bana Nebahat'len kapışcaz!" diyen teyze fenomen olma yolunda ilerliyor. FCBArtgroup'un ve Yavuz Gel'in doğrudan insanlara ulaşan kampanyası tüketiciyi yakalamışa benziyor. Bence o teyze Kipa'nın reklam yüzü olmalı. (https://www.youtube.com/watch?v=OZ5IK16DWbQ  )
Şarkıcılardan bir diğeri ise Arçelik oldu bu sene. Taze popçu klibi tadındaki reklam ağza dolanan ıpıslak şarkısı ile eh işte dedirtiyor. ( https://www.youtube.com/watch?v=BvRpq_UrbFw ) Vestel'in kısa sade ağız sulandırıcı reklamı Arçelik'inkinden daha zahmetsiz ve direkt mesajı ileten bir reklam olmuş. ( https://www.youtube.com/watch?v=KKVfZikUCE0 )
Tukcell Superonline'ın reklamı ise durağanlığının yanında zoraki bir gerginlik oluşturmuşa benziyor. ( https://www.youtube.com/watch?v=Wgzr_zl_TtU&feature=iv&src_vid=dluCPzsQmwk&annotation_id=54ca2ec6-0000-2051-ab96-001a113d4b18 ) Tukcell'inki ise annelere övgü dolu bir ithaf. (https://www.youtube.com/user/AkilliKadinlarKulubu?v=Ky0ZKJuFoGk )
 Alfemo'nunki ise powerpoint sunumuna benzemiş. ( https://www.youtube.com/watch?v=DgsrvJQo7Bo )
Bilirsiniz P&G her şartta her ülke için ayrı bir yönetim biçimi ayarlar fakat dünya çağında kampanyalarını her zaman birbirine yakın tutar. Olimpiyatlara, spora, okullara verdiği desteği her zaman doğru şekilde tüketiciyle paylaşmaya dikkat eder ve bu konuda çok başarılıdır. Her kampanyası okullarda case study olarak okutulan kuruluş bu sene Türkiye için Olimpik Anneler reklamını hazırlamış. ( https://www.youtube.com/watch?v=bHvqpLakwAc ) Bir söyleşi tadında geçen reklam direk tüketiciyi muhatap alıyor ve Milli Olimpiyat Komitesi desteğiyle yerelleşmeyi ihmal etmiyor. Fakat İsrail'e desteği açısından kişisel olarak her tür ürününü - ki coca cola'nın Hindistan devşirmeli Özcan Deniz Sıla reklamına dair yapabileceğim teknik ve şahsi görüş yorumlarım ayrı bir yazı istiyor- boykot ediyorum. Ve diyorum ki bu ürünleri almazsanız  ve çocuklarınız Olimpiyat katılamazsa dünya durmaz ama aldığınız takdirde onlar Filistin'deki çocukların nefesini kesmeye devam eder.

17.4.15

Haberler

Recel blog'da  bugün yayınlanan Şimdilik Araftayım başlıklı yazımı henüz okumadınız mı? Sizi böyle alalım o zaman-----> http://recel-blog.com/simdilik-araftayim/

12.4.15

Depozitolu Hayatlarımız

                    “Biz bu dünyayı atalarımızdan miras değil, çocuklarımızdan emanet aldık.” 



Hatırlar mısınız bilmem, çocukken boş süt şişelerini bakkala geri götürürdük. Karşılığında ya şekerli sakız ya da 25-50 kuruş alırdık ona da depozito denirdi. O zamanlar şimdiki gibi her mahallenin köşe başında bir cam şişe kutusu yoktu. Annem soda şişelerinden kırılmış bardaklara kadar her cam ürünü biriktirirdi. Araya araya iki üst mahallemizde geri dönüşüm için bir konteyner bulmuştu, ayda bir toplanıp oraya giderdik. Kocaman kutunun içine attığımız cam şişelerin çıkarttığı sesiyle eğlenirdik.
Plastik şişeli içecekler de aynı kampanyayı başlatmıştı bir ara. Bardak hediye veriyorlardı, o yüzden herkes biriktirmeye başlamıştı plastik şişeleri. Eve her gün çift gazete gelir, günlük işlerde kullanılmayanlar bir köşede biriktirilir sobalı evi olanlara misafirliğe giderken götürülürdü. Şimdilerde ise köyde tandır yakmak için biriktiriyoruz gazeteleri. Çok çocuklu bir evdeki kağıt tüketimini hayal bile edemezsiniz; sırf sıkıntıdan karalanmış sayfalar, yarım kalan defterler, kullanılmamış kartonlar… Yaşlar büyüdükçe test ve çalışma kağıtları da ekleniyor bunlara. Hepsi için ayrı bir poşetimiz vardı evde; kağıt çöpü.
Diyorlar ki insanın içinde ne varsa o olurmuş; eğitim, yöneltme, bilinçlendirme ancak bir yere kadar etkiliymiş. Bende onlara derim ki; bir şeyin varlığını bilmeden ona karşı nasıl tutum geliştirir insan? İçinde ne olursa olsun evde ve okuldaki eğitim bir şekillendirmedir, içindeki iyi ve kötüyü sorgulama imkanı verir. İnsana bahşedilmiş onca şey aynı zamanda onun yükümlülüklerini de arttırıyor. Kimseye büyük dertler edinmediği için kızamazsınız fakat insan olmanın gerekliliklerini düşünmesi için bir fırsat sunabilirsiniz. Geleceğe umutla bakmak isteyen her insan emanet aldığımız bu hayatı iade edeceğimiz gerçeğiyle yüzleşmeli. Dünyayı iyi ve kötü bu hale getiren insandır. Sorumluluğu üstümüze almak istemesek de bununla yaşamak zorunda kalacak olan bizim geleceğimizdir.
Geri dönüşümle ilgili birçok bilinçlendirme çalışması yapılmasına rağmen insanlar hala “Ben ayırsam ne olacak kimse ayırmıyor ki!” gibi bahaneler ileri sürüyor. Fakat geri dönüşüm artık belediye yükümlülükleri arasına bile girdi. Bir telefonla apartmana özel kağıt, şişe ve evsel atık ayırımlı konteyner getirebiliyorlar. Üniversitede staja başladığımda faxta, fotokopide harcanan kağıt sayısına inanamamış, ilk kağıt çöpünü ben aldırmıştım. Bunlar bir tek insanın kendi hayatında yapabileceği ufak değişiklikler. Özel günlerde minik saksı çiçekleri, tohum dağıtan firmalar sadece bir PR çalışması olarak değil aynı zamanda farkındalık oluşturmak adına da çalışmalılar. Ev ve ofislere yapabileceğiniz bunca şey varken büyük firmaların yapabileceklerini bir düşünün.

Çocukken izlediğimiz Jetgiller çizgi filmi şu an yaşadığımız zamanlarda geçiyordu. Oradaki gibi uçan arabalarımız, hologramlı telefonlarımız yok henüz fakat teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin insan için var. Son yılların sevilen animasyon filmi Wall.E’nin geçtiği zamanlara da çok vaktimiz kalmadı. Doğada yok olmayan şeyler üretmeye ve onları kullanırken bu kadar savruk davranmaya devam edersek filmdeki gibi dünyadan kaçmanın yollarını arıyor olabiliriz.