22.4.11

yeniden

Bulutların aralandığı bir gökyüzü görmeyeli uzun zaman olmuştu. Isıtmasa bile gün ışığı aydınlatıyordu burukluğunu, gün yüzü görünce dağılıyordu hüznü, gülümsüyordu anlamsızca esen rüzgara karşı sarılırken mavi şalına. Yerinde duramıyordu fakat oturduğu deniz kenarında üçüncü çayını isterken kafasında dolanan düşüncelerden kopup, dalgaları öksüz bırakıp kalkamıyordu. Sonunda boynu rüzgara dayanamayıp tutulacağının sinyallerini vermeye başlayınca hesabı ödeyip kalktı. Sahil yolunu adımladıkça derin derin nefes alıyor soğuğu düşünmeden gülümsüyordu. İlerde dalgalarla oynamak isteyen çocukların anneleriyle savaşı vardı istemsizce bir kahkaha patlattı. Yanındaki bankta oturan delikanlıyla gözleri birleşti, gamzeleri karşılaştı, rüzgar önce kelimelerini tanıştırdı sonra muhabbetin kalbe inmesini sağladı. Yol yüründükçe bitmesin istiyorlardı, ilk görüş öncesini sonrasını düşünmeden söylenen ilk sözlerle süslendi bir broş gibi gönüllerinin üstüne yerleşti. Günlerce pırıldayan broş ayaklarını hep o sahil yoluna sürükledi ve bir yağmur altında bilmeden birbirlerini beklediğini sığındıkları otobüs durağında yasladılar sırtlarını heyecanlı bir aşkın boşluğuna.

Havanın geçiş evresiydi tam nisan ayı, bazen tufan eser güneşe hasret kalırsın bazen güneş olur sıcağına hasret kalırsın. Bir aşkın geçiş dönemiydi onlarınki yollar biter hasret kalırdı bazen, bazense sarılırken bir rüzgar eser ayırırdı kalpları birbirinden. Bir tufan gerekirdi belki güneşi bekleyecek kadar ümidi olması için bir aşkın. bir kahkahayla birleşen bakışların buğulanması gerekirdi aşkın paklanması için. Sesleri yükseldi bri gökgürültüsü gibi kapladı göğüslerinin boşluğunu kaburgalarını zorlayan tüm sıkıntı havaya karıştı bir çığlıkla. şüpheler, tereddütler sonu gelmeyen sorulara dönüştü. adımladıkları yol yalnız başına yürününce gözlerinde büyüdü, birbirilerini görmeyi bilinçsizce istedikçe, gözleri aradıkça eşini kendine kızgınlığı büyüdü. hava muhalefetinden dolayı ertelenen mutluluk gemileri gel-gitlerle karaya oturdu, enkazda gezinen iki sevgili birbirini arar dururdu. Enkaz büyük aşk yitik sevgi güçsüzdü ancak iki kalbin çekimi onları bir araya getirebilir ve tüm soruların cevabı olabilirdi; plansız, hesapsız, beklenmedik bir karşılaşma. Hatta denizden uzak başka bir şehirde başka bir kahkahayla aşina kulaklar yüreğini hoplattı delikanlının geçmişin yaralarını sarmışken asıl merhemini buldu acıları. Bir aşk süprizlerin, tufanların, beklentilerin önüne geçebiliyorsa yol alabilirdi bu denizde ve mutluluk gemisi yeniden parlamaya başlayan bir çift kalpte yol almaya başlamıştı bile.

vuslat

bugün tekrar kavuştuk
uzun hasret dolu günleri arkada bıraktık
zordu lakin kopmamayı bildik birbirimizden
kelimelerim aksada ümidi kesmedi senden
damlalarında dolaşmayı beklediler sanki
işte o gün geldi çattı
sabrın sonunda sözcükler yuvasına kavuştu

10.4.11

haketmeyen

sevgiyi haketmeyenleri gördükçe yalnızlığım büyüyyor
bende haketmeyeni sevecekmişim korkusu kaplıyor etrafımı
karanlıklarım koyulaşıyor...

sövdüğüm bütün adamlar diziliyor önüme bir bir
seç diyorlar gözyaşınla büyüttüğün çiçekli bahçeni emanet edeceğin hayini
hayallerimde büyüttüğüm anlar gelir geçer gözümden bir bir
hüzne giden yolu adımlarım bir bir...

acının köklerini kuvvetlenir ümitlerime sırtımı verdikçe
mutluluğun sahte yüzü boyar gözümü duduaklarımda çilek tadı
güneşe gülümserim yüzümü okşar nisanın yalancı rüzgarı...

başlamamış hikayelerim vardır yaslarını tuttuğum
af dilerim bir bir geri dönmezler gönlüme
dilim pervasızca, kendinden emin savurur kelimelerini
şarkılara eşlik eder "anlamak çözmeye yetmez ki!"

5.4.11

ey dünya...

seni bırakıp giderler bilir misin ey dünya...
arkasından bakanlarda kalır bir gözü adamın
arkasından baktıranlardadır gönlün diğer yarısı
ağlatanlar inadına, güler senden giden ey dünya...
kahkaha acının en kızgın ilacıdır inadına kanatır
bir kurşun saplanır feleğin orta yerine adamı sallandırır da sallandırır
döner durur bir çemberde sende kalan ey dünya...
yoksuldur sevgiden bir demire sarılıp yatar
adam yalnızlığı soğukta dişlerini sıkarken anlar
kanar dudakları adamın senden giderken ey dünya...
küfür düşmez dilinden der ki; hırs bile nefisle kolkola!