vine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8.2.15
Sosyal Medyada Ne Nerde?
Etiketler:
facebook,
fenomen,
ileti,
instagram,
nasıl kullanılır,
paylaşım,
pinterest,
sosyal medya,
tablo,
twitter,
vine
Dijital Yansımalar
Dünyada var olan her canlının kendine ait bir çevresi vardır. En
ufak mikro organizmalar bile birbirleriyle ve çevreleriyle etkileşime
geçmeden yaşayamazlar. Hatta parazitler gibi başka canlılar olmadan
varlığını sürdüremeyenler bile vardır. Sosyalleşmek, her canlının
olduğu gibi insanların da temel ihtiyaçlarından biridir. Maslow’un
“İhtiyaçlar Hiyerarşisi”ndeki ilişki kurmanın yeri hayatımızdaki gibi tam
ortadadır. Yani bedensel ve güvenlik ihtiyaçlarından sonra değerlerin
oluşması ve kişisel başarıdan önce. Şimdilerde internette dolaşan bir
resimde bu piramidin en altına internet/wifi yerleştiriliyor. Bu resim
aslında insan hayatının geldiği noktayı çok güzel yansıtıyor.
İletişim kitaplarında zaman değişse dahi tüm bu değişimin insanın
temel iletişim ihtiyaçları çerçevesinde olacağına yer verilir. Bu bakış
açısıyla şu an kullandığımız her dijital uygulamanın, aslında karşılayamadığımız
ihtiyaçlarımızın yerini doldurmaya çalıştığını söyleyebiliriz.
Kendini ifade etmek olarak tanımladığımız her yol aslında insanın
çevresiyle ve kendisiyle iletişim kurma yöntemidir. Örneğin resim
yapmak, yazmak, fotoğraf çekmek, tasarım yapmak, moda, müzik,
sinema… İnsanlar var olduklarından beri iletişim kurmaya çalışıyorlar.
Yöntemleri ne kadar çeşitlenirse çeşitlensin temelde aynı noktadan
besleniyorlar. Dolayısıyla zamanın getirdiği değişimler yalnızca temel
ihtiyaçların bir yansıması oluyor. O kadar ki var olduklarından emin
olmadığımız uzaylıların da bizimle iletişim kurmak istediklerini düşünüyor,
bunun üzerine onlarca kitap yazılıp film yapılıyor.
Hobi olarak nitelendirdiğimiz tüm sanat dalları şu an interaktif bir
şekilde ekranlar aracılığıyla yapılabiliyor. Mesafelere omuz çektiren
internet ve 3G bağlantıları, özlemi ortadan kaldırma iddiasındalar.
Gerçek hayatta elde edemediğimiz her şeyi, kurgulanmış animasyon
oyunlarında iki tık ile elde edebiliyoruz. Kendi hayalimizi kurmaya
ihtiyacımız dahi kalmıyor, bize tüm muhtemel mükemmellikleri
sunuyor dijital dünya tasarımcıları. Asıl önemli olan konu ise o tırnak
içerisinde mükemmel diye tanımlanan dünyalarda dahi açlık, güvenlik,
barınma ve tabi ki iletişim ihtiyacımızın aynı kalmasıdır. Kullandığı
araçlar geliştikçe daha fazlasına ihtiyaç duymaya başlayan insanın
açlığı hiçbir zaman sona ermiyor. Düşünün, mektupları günlerce beklemek bir sorun teşkil etmezken şimdi bir saniye gecikmeli giden bir mesaj yüzünden küplere biniyoruz. Buna rağmen karşı karşıya geldiğimiz zaman,karşımızdakinin aklımızı okumasını beklercesine suskun kalabiliyoruz.
Yalnız yaşayan insanların hayatında, bir insanın doldurması gereken yeri kediler ve ekranlar alınca, aynı sofrada oturan aile bireyleri göz göze gelmemek için uğraşınca, komşu, akraba, arkadaş toplantılarının sayısı düşünce ortaya sosyal medya platformları çıktı. Okuma yüzdeleri yerlerde sürünen Türk halkı, sosyal medya ilebirlikte her şeyin edebiyatını yapmaya başladı. Kahvehanelerde, televizyonda gördükleri her konunun uzmanı edasıyla konuşan amcalarla dalga geçmenin cefasını çekiyoruz sanırım. Tartışma programlarında birbirini dinlemeden bağrışan uzmanları izleye izleye karşındakinin cümlesinden ne çıkartsam da olay çıkartsam diye tetikte bekleyen insanlara dönüştük.
Bunların hepsinin nedeni temel iletişim ihtiyaçlarımızı yeterince tatmin edemememiz.
Eskiden bir haberi herkesin duyması için tellal çıkartırlarmış sokağa.
“Duyduk Duymadık Demeyin, Peynir Ekmek Yemeyin…” diye davuluyla
sokak sokak dolaşan tellallar onlarca insana mutluluğunuzu yayarlarmış.
Şimdi biz bunun için sosyal medyayı kullanıyoruz. Duymayan
kalmasın evliyim, mutluyum, bekarım, geziyorum, buralara da gittim,
bunları da yedim… Bunu da giydi desinler, bunları da tanıyor, buralarda
geziyor, şöyle arabaya biniyor, şöyle zengin, şöyle güzel desinler diye
özetlenebilecek bir kişisel tatmin ihtiyacı da var insanların. Mahalle baskısı
dediğimiz şeyin temelini bu kendini beğendirme, kabul görme ihtiyacı
oluşturuyor. Tabi ki bir âdeti yaymaya başladığınız zaman onun varacağı
yeri kontrol etmek pek de mümkün değil. Dolayısıyla “desinler desinler”
diyerek pohpohlanan dedikodu; gitme şöyle derler, yapma böyle derler
korkusuna dönüştü. Bu durum insanların bilinçaltında bir baskı oluştursa
da magazin gerçeği ile 90’larda yeniden kışkırtılan “desinler” ihtiyacı bu
baskı ile büyüyen annelerin çocuklarında “ne derlerse desinler” umursamazlığına
dönüştü. Özgürlük söylemlerinin de bu durumu körüklemesiyle,
aykırı olmanın alkışlanan bir şey olması gerektiği algısını oluşturdu. Şu an
dijital dünyada kaç beğeni almışım, kim ne yorum yazmış telaşesi ile kime
ne benim hayatım klişesinin aynı anda barınması tüm bu gelişmelerin sonucudur.
İnternet üzerinden her an paylaşım yapabilmenin verdiği rahatlıkla insanlar
günlük hayatlarını da dijital olarak yaşamaya başladı. Her bir iletişim
ihtiyacı için ayrı platformlar üreten teknoloji mühendisleri aynı zamanda
ekonomik ve sosyolojik akımlara da yön verdiler. Ücretsiz üye olunan her
site kendi içerisinde bir avmden farksız olmaya başladı. İçerisinde etkinlikler
düzenlenen, yüzünüzü nereye dönerseniz başka bir vitrinle karşılaştığınız,
indirimler ve oyunlarla satış yapmaya çalışanların bulunduğu
onlarca site. Tabi zamanla anlık paylaşım için mükemmel bir fırsat olan
mobil cihazlar için de uygulamalar geliştirildi. Tüm bu sitelerin, ücretsiz
indirdikten sonra her hafta güncelleme isteyen, cep telefonlarını kablolu
hâle getirecek kadar şarj tüketen mobil uygulamaları oluşturuldu. Peki
insanlar bu platformalarda iletişim ihtiyaçlarını nasıl karşılamaya çalışıyorlar?
Eskiden insanlar tanıdıklar vasıtasıyla birbirinden haber alır, karşılaşınca
uzun uzun konuşurlardı. Şimdi bir yerlerde karşılaşmayı beklemiyoruz,
uzaktan tanıdık da olsa Facebook’a ekliyorsunuz; kiminle görüşüyor,
nerelere gidiyor, annesi ne işle uğraşıyor vs. her şeyi anında öğreniyorsunuz.
Ortak arkadaşlarınız vasıtasıyla tanışmak artık bir tuşa basmak
kadar kolay. Uzaklarda olan tanıdıklarınızın gündelik hayatına dair tüm
detaylara, ordaymışçasına ulaşabiliyorsunuz. Anlatmak yerine fotoğraf
ekleyerek, yazarak ya da beğendiğiniz/beğenmediğiniz şeyleri paylaşarak
ilgilendiğiniz konuya herkesin dikkatini çekebiliyorsunuz. İnternet sitelerinin, afişlerin,
ilanların maliyetlerini ortadan kaldıran sayfalarla gezi, etkinlik, buluşma gibi organizasyonları
yüzlerce kişiye aynı anda haber verebiliyorsunuz. Hatta tanımadığınız insanlarla tanışabiliyorsunuz.
Hatta Foursquare uygulamasından yer bildirimi yaparak arkadaşlarınızın yakınlarda
olup olmadığını, saat kaçta nerede olduğunu, kimlerle nerelere gittiğini bile
öğrenebiliyorsunuz. Bu yüzden Foursquare’i bir annenin bulduğuna dair söylentiler
dolaşıyor. Yakınlarda olan arkadaşınız sizin orada olduğunuzu görüp arıyor, köşe başında
çarpışmışçasına muhabbete başlayabiliyorsunuz. “Buradayım.” diye bildirim yapıyorsunuz hemen tavsiye geliyor; “Arka sokakta muhteşem manzaralı salaş bir lokanta var. Gözlemesini denemelisin!” Hatta bunlara hiç gerek kalmadan önceden bırakılmış yorumları okuyor ve ne yiyip yemeyeceğinize, nereye gidebileceğinize karar verebiliyorsunuz.
Hisler insanın en naif ama en güçlü parçasıdır ve bu hisleri
paylaşmak, yorum yapmak, fikir danışmak, aklındakini söylemek
her gün yapılması gerekenler arasındadır. Yalnız yaşamaya
başlayan ya da etrafındakilerle ciddi ilişkiler kurduğundan dolayı
doğal davranamayan insanların çıkış kapısı da Twitter oldu. Aklına
geleni söyleyen, fiziksel zarar görmeden kavga edilebilen, mahallenin
meraklı çocukları misali tanıdık tanımadık herkese laf söyleyebildiğiniz
bir mekan Twitter. Hatta çoğu insan #kendimenot şeklinde
kullanımlarla not defteri olarak bile kullanıyor. 140 karakterle sınırlandırılmış
olması kendimizi ifade biçimimizi düzeltti mi bozdu mu tartışılır
ama insanların fikirlerini etrafa saçmasını kolaylaştırdığı kesin. Haberleri
izlemeden gerekli-gereksiz her bilgiye, düşünceye, akıma erişebildiğiniz, istediğiniz
kişiye statü, bürokrasi, sekreter gibi ön aşamalar olmadan ulaşabildiğiniz rahat bir alan sağlıyor Twitter. Instagram ise anlık kişisel fotoğraf paylaşımı amacıyla açılmışken yemek tariflerinden
elişi standına, karikatür kitabından fotoğraf galerisine kadar her gün
yenilenen akımlarıyla başka bir görsel bakış hâline geldi. Ünlülerin parıltılı hayatlarından
sıyrılıp doğal hallerini paylaşması ve selfie-özçekim çılgınlığının yayılmasıyla
popülerliğini arttırdı. Fotoğrafları kare olarak paylaştırması, düzenleme yapılamaması yan uygulama
ihtiyacına yol açsa da Instagram kendinden ödün vermeden yoluna devam ediyor.
İnsanları kendine uyduran bir başka uygulama ise Vine. 7 saniyelik video paylaşım sitesi olan Vine, kedili video paylaşımlarından ilham almışa benziyor. Onlarda şöyleyken bizde böyle, eskiden şunlar vardı şimdi buna dönüştü tarzda videolar en çok ortaokul çağındaki çocukların ilgisini çekiyor. Çocuklarının yaptığı komik hareketleri dünyaya yayan ebeveynler de bu sitenin sevilenlerinden. Gündeme çok çabuk ısınan Vine’da liderlerin konuşmaları kes yapıştır yöntemiyle birleştirildiğinde ortaya sivri mesajlar çıkabiliyor.
Kurulumunda hedeflenenin ötesine geçen sosyal medya platformlarının hepsi zamanla kendine ait bir dile sahip oluyor. Kullanılan cümle kalıpları, paylaşımların sıklığı, beğenilme
telaşları… Hepsinin kendine dair bir düzeni oluşuyor. Şuan öne çıkan
bu uygulamaların hepsi insanların günlük hayatta kaybettiği “paylaşmak”
kavramını tetikleyici nitelikte çalışıyor. Eve gelen misafire göstermek
istediğimiz albümleri Instagram’da, gündeme dair ya da
öylesine aklımıza eseni söylemek istediğimiz ama içimizde kalan
cümleleri Twitter’da, televizyonun var olmasını tetikleyen izleme
ve izlenme güdümüzü Vine’da, hepsinin yanında herkes duysun
ihtiyacımızı da Facebook’ta paylaşmaya çalışıyoruz.
Bunca kolaylığın yanında, teknolojik hakimiyetin hayatın gidişatını yaraladığı
ise başka bir gerçek. Yaşamın doğal akışı içerisinde karşılaştığımız
tesadüf, talih, şans, kısmet gibi kelimelerin önünü
kesiyor bu durum. Tatlı sürprizlere, ihtimallere yer kalmıyor.
Doğal ihtiyaçlarımızı dijital yollardan karşılamaya çalıştığımızdan
dolayı, kolaylık sağlamak için üretilen uygulamalar
bir taraftan da sanal duygu üretimine neden oluyor.
Abartılı sevgi gösterileri, bir etiket edinme, kendini ispatlama,
üstün görme, bilmiyorum demek yerine yalan da olsa
konuşmak gibi özellikle gelişme dönemindeki çocukların
duygusal yapısını bozabilecek birçok yan etkisi de var
sosyal medyanın. Gerçek ihtiyaçların dijital yansımaları
olarak ortaya çıkan uygulamalar abartılı görünüş altında derin
bir yüzeyselleştirme üretiyor. “Mış gibi” kalıbı sarıyor tüm
paylaşımlarımızın etrafını, büyük büyük puntolarla haykırsak
da sonuçta sesimiz çıkmıyor. İnsanların hayatına bu kadar
müdahil olmak, merakı körüklediği gibi insanların bilmeye
hakkı var izlenimini de doğuruyor ister istemez. Yani yazının
başlarında bahsettiğim “desinler” ve “derler” durumu, daha
da körüklenerek çıkıyor ortaya. Sahip olmadığımız şeyleri,
tadını veren bir ilizyon misali kapılıp gidiyoruz sosyal medyanın
dijital yansımalarına. Gerçek olmadığını bilip dozajında ve
doğru şekilde kullanılmadığı sürece sosyal medyanın sağladığı
yüzeysel hislerin ve körüklenen baskıların sonucu, teknoloji
mühendislerinin hesaplayamadığı yerlere varacaktır.
Sonuç olarak, sosyal medyanın gerçek hayatımızdaki sosyal hayatımızı
baltalamasına izin vermeden kontrollü biçimde kullanmayı bilmek gerekiyor.
İletişim ihtiyaçlarının dijital olarak giderilemeyeceği görülüp onları
gidermek için kullanılan bir araç olarak görülmeli sosyal medya. Şimdi
kullanımda olan ve bundan sonra üretilecek her yeni iletişim platformu,
temel iletişim güdülerimizi karşılamak amacıyla yola çıkacaktır. Bu
platformları kullananların da bu temeli hayatlarının ortasına almaktan
vazgeçmemesi gerekmektedir. Uygulamalar gelip geçicidir fakat insan
yaratılışının getirdikleri zamanın her evresinde aynı kalacaktır.
İrem Özal
Aralık 2014
Turuncu Dergisi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


