akıp giden hayat ansızın siliyor yüzleri ömrünüzün gelecek sahnelerinden...
oynanması muhtemel sahnelere ait beklentinizle kalıyorsunuz bir başınıza...
ömrünüzde bir kez gördüğünüz sima bile kazınıyor sanki göz hizanıza kaybettiğiniz anda...
ufak tefek telaşlar iteliyor sizi yürürken arnavut kaldırımlarında...
ayağınıza takılan taşlar hatırlatıyor tökezlediğiniz tümsekleri hatıralarınızda...
uzayıp giden yollardan yürüyenleri görünce anlıyorsunuz siz takılıp kalmışsınız ömrün kör noktasında...
ve...
bir dönüş, kavşak ya da her ne derseniz bir başka yol çıkıyor karşınıza...
olmaz dediğiniz oluyor sandığınızda bir boşluk karşılıyor sizi hayallerinizin havaalanında...
sarıyor sarmalıyor sizi derin derin soluyorsunuz boşluğu tüm yorgunluğunuzu salıyorsunuz semaya...
bir bakmışsınız o boşluk doldurmuş içinizdeki kalabalıklara ait koltukları...
gürültüden eser yok, tahammülünüzün son kullanma tarihi geçeli çok olmuş...
yalnızlık kanınıza işlemiş, yüzünüzdeki hüzün başka diyarlara yelken açmış...
ve bir dönüş vakti...
içinizdeki heyecanlı kıpırtıların huzursuz sesleri tırmalar kulaklarınızı...
boşluğunuzla barışmışken sizi yüzünüze çarpar bir poyraz bir iki damla dolu yağar üzerinize...
birileri der ki "zaman geçer gider beklemez"
ve...
bir siz kalırsınız geriye boşluğuyla yüzleşemeden boşluğunda çırpınan...
aynadaki huzurlu tebessümün anlamsızlaştığı an;
kaptansınızdır yeniden yeni bir girdabın batmayan gemisinde...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder