28.10.10

acaba

Saatler süren baş ağrılarından kurtulamıyor günlerdir. Işıkları söndürüyor, ses çıkarmıyorum. Uzanıyor şöyle dinlenmek için tam dalacakken senli bir rüyaya sıçrıyor sırtında korkunç bir sızıyla. Kalbi unutmaya çalışsa da bedeni unutmuyor bıraktığın izleri. Gözleri yanıyor her açtığında ağlamaktan kızarmış, şiş, daha kırkına gelmeden altlarında oluşan mor halkalarıyla. Senli hayallerinden hala vazgeçmiş değil, döneceğini ümid ediyor belki kim bilir?

"Unut onu!" diyemiyorum bile, dilim varmıyor benim bile gözümün önünden gitmiyor. Onu anlayamasam bile ben ne çektiğimi biliyorum. Tüm kemiklerimi kırmışlar gibi ağrıyor bedenim, her adım attığımda sanki sana çıkıyor tüm dönemeçlerim. Elinde pasta tabağı çıkacaksın sanki karşıma "Bir tadına baksana!" diyeceksin. Yatarken soluma dönemiyorum, eskiden resminin durduğu şifonyerde şimdi kasvetli bir saat var. Tıklıyor süreklisensiz geçen dakikaları kakar gibi başıma. Dalyan gibi oğlumun yanında sırma saçlı kızım diye severdim ya seni, nasıl kabullenirim çekip gidişini. Gitmekle herşey düzeldi mi? Gitmesen düzelir miydi ki?

Oğlum gözlerini kapıyor sürekli derin düşüncelere dalıyor sanıyorum ama hep aynı yerde takılıyor. Bazen adını sayıklıyor, rüyasında bile sinirlenip çırpınmaya başlıyor. Sırt üstü yatamıyor acısı batıyor canına düşünemiyor seni tek başına. Burada soğudu havalar, bir kazak giydiremiyorum sırtına seni düşünüyor "Ya O da üşüyorsa!" Beni üzmemek için oturuyor masaya gözleri hep senin tabağında. Benimse düğüm düğüm lokmalar bağazımda, sana biriktiriyorum sanki her lokmamı. Her sözümü sakınıyorum, sen gelince anlatıcam diye toparlıyorum tüm laflarımı. Odana giriyorum ara sıra acımı yokluyorum duruyor mu diye yerinde hala. "Affet!" diye gelirsen kapıma ne yaparım diye düşünüyorum.

Hayata devam etmek ne kadar zor senden kopanlar ardından. Eminim çok düşünmüşsündür bunu, hatta uzaklardan izliyor bile olabilirsin bizi. Ya da ben öyle olmasını ümid ediyorumdur belki. Uzun zaman geçti gidişinin üstünden dünya dönüyormuş sen dönmeden. Aldım karşıma oğlumu "Unut!" dedim bu sefer.
"Nasıl?" dedi. "Öyle bir yere gitmem lazım ki orada güneş olmasın. Öyle bir yer olmalı ki adında Onun harfleri geçmesin. Öyle bir yer ki hiç keman sesi duyulmasın ya da kimse dans etmesin. Kimsenin Onu hatırlatmayacağı bir yeri nasıl bulabilirim ki? Onun gidişinin ardından gitmek Onu aramaktan farksız. Burada yaşamak Onu beklemekden ibaret. Lalelerin bitmediği bir ülkeye gitmem lazım kokusunu hatırlamamam için. Saçlarını unutmak için kutuplardaki gibi hep gece olmalı. Sesini unutmak için hiç bir kız çocuğunun konuşmaması gerek mesela.Gözlerini unutmak için toprağı hiç görmemem gerek. Nasıl unutayım anne? Sana beni unutmanı söyleseler unutabilir misin? Hiç oyuncak bir ayının olmadığı bir kasaba biliyor musun? Balonların uçmadığı, hiç kaydırağın olmadığı bir yer düşün. Gelişi bile Onun gidişini unutturamaz anne, gelişi bile."

Büyük acıların size geleceğini garip bir şekilde hissedersiniz. O da hissetmişti, o gece seninle uyumak istemişti. "Koca kız oldum baba!" diyerek istememiştin. Tüm duvarlarda resmin var artık, çok ünlüsün buralarda ünlü olmak için çıkıp gittiğin bu kasabada. Herkes seni arıyor sense hala hangi hayalinin peşindesin acaba?

Hiç yorum yok: