14.8.10

siyah beyaz

siyah beyaz fotoğraflardan kalma hüzünleri aşılıyor gece ruhuma.
Yaşar'ın buğulu sesine karışıyor bunaltıcı sıcağın arasından sıyrılıp gelen hava.
derin bir nefesle, yoldayım işte. hayallerimde kapılar açılıyor bir bir sana.
ne kadar hissetsem de yazamıyorum işte kesiliyor soluğum yolun ortasında.
parmaklarım dolanıyor birbirine, düşünceler yolumu kesiyor,
kelimelerimi çalıyor yankesiciler; dilsiz, sevgisiz ufak bir çocuk oluyorum.
yitiyorum karanlıkalar ortasında, eriyorum cümle sonlarında,
yokluğum farkedilmiyor okuyanım olmadığından.
ufacık bir ışığa muhtaç bir sefil oluyorum siyahın beyazla savaşında.
gecenin en mükemmel anında tükeniyor gücüm,
ta en başından savaşın tarafı değil ama mağlubuyum.
geçmişten koparken sıyrılamıyorsun hatıraların yükünden,
beyninde gezinen binlerce düşünce sorgulamadan yargılıyor seni,
kelimelerin çalındığından dilsizsin, söz hakkın yok bu mahkemede senin!
infazın gün gibi ortada, sonun doğru ışıksız dar kuyuların dibinde müebbete,
oysa hayallerinde açılan kapılardan sızan sisti seni sürükleyen bu denize.
o aşık olduğun uzak denizlerdi seni koparıp atan, buydu değil mi sana en çok koyan?
gerçekleşmeyen bir hayalin peşini bırakmaktı en ağırı yüklerin,
asıl buydu acıtan; esiri olmak sürekli içinde yanıp duran ateşin.

gecenin sana yaptığına bir bak;
yokluğun içinde kaybolmuş dilsiz bir çocuksun.
siyahla beyazın kavgasında taraf olmadan mağlubsun,
tüm bu hararetin arasından sıyrılıp geçen esintiye vurgunsun.
seni yutan denizi bulmak için adımlıyorsun karış karış hayallerini,
el yordamıyla, tam bir kör gibi arıyorsun kaybolmuş seni...

Hiç yorum yok: