8.8.11
Düşünme!
Teoman işi bırakıyor biz daha işe başlayamdık be sevgili izlemeyicilerim. Bir şarkısında derki büyük düşünür "Düşüme düşünme kim anlamış ki sen anlayasın böyle..." Tabi biz ona uyamıyor sürkeli düşünüyoruz işte. hangi tuniği giyeyim diye düşünürken giydiğim şeyin o günki ruh halimi yansıttığını düşnebilecekleri aklıma geliyor sonra sıra geliyor ne hissettiğimi düşünmeye. İnsanlar öylesine yaşamaya çalışsa bile başaramazlar zira bir kere geliyoruz bu dünyaya. İskender Pala Trt Haber'deki Memeleket İsterim programında dediği gibi "Bu hayatımı onların istediği gibi yaşayayım diğerini kendim için yaşarım diye birşey yok." Fakat herşey yolunda gitsin diye düşünmenin bir alemi de yok sanırım sonuçta hayatın sırrı omuzlarımızda bir yük olması değil onu yaşarken geçirdiğimiz imtihanları verebilmek. Belki de bazı şeyler yolunda gitmediğinde doğrudur, kafamızdaki düşünceleri takip eden bir yaşantı pek sıkıcı olurdu kanımca. Gerçi artık kafamıza girenlerde çok değerli bilgiler değil malesef aynı programda İskender Pala'nın "Ben geç fark ettim" dediği insanların öğrenmek değil eğlenmek istediği bir devirde yaşadığımız gerçeği hepimizin etrafını sarmış durumda. Eğlenirken öğrenmek ana okullarında uygulanan bir teknik, yaşarken öğrenirseniz alaylı olursunuz, bizler gibi sürekli okursanız kafanızı doldurmuş olursunuz. Hayata çok dalıp düşüncelerle sarmaladığımız beynimiz sonunda asabiyete dönüşen bir mizacımız olmasını tetikliyor. Kızgınlık kırılan hislerimizden daha çobuk tamir edilebilecek bir duyguyken etrafımızı kaplayan görünmez duvarlar inşa ederk düşüncelerimizin yayılmadan sürekli bize dönmesini sağlıyor. Böylece düşünceler birbirine çarparak çoğalıyor, bu nasıl oluyor derseniz; iki düşünce arasındaki bağlardan oluşan yeni düşüncelerin olşumasıyla oluşyor. Örnek vermek gerekirse bir eşarp örteceksiniz kıyafetinize yakışan rengi bulmaya çalışırken eşarplarınızı düzenlemeniz gerektiği aklınıza geliyor buradan yola çıkarak aslında yeni aldığınız elbisenize uygun eşarbınız olmadığını düşünüyorsunuz sonrasında o elbiseyi ne için aldığınızı irdeleyip altına giyeceğiniz ayakkabı konusundaki kaygılarınız ortaya çıkıyor ... v.b. Bu basit düşünceler sürekli bakteriler gibi beynimizde üreyip durduklarından sinirlerimize baskı yapmaya başlıyor ve biz de sinirleniyoruz olduk olmadık şeylere. İnsanların bizlere ters gelen duruşlarına "Bu kadarını yapabiliyor." gözüyle bakamadığımdan ve empatisi fazla gelişmiş (sanırım haddinden fazla) biri olduğundan "Ben düşünebiliyorsam onlar neden düşünmüyor?" mantığı beni buralara sürüklüyor. Oysa insanlar yaşayıp geçiyorlar hayatın ortasından. Binlerce ufak düşüncenin beynini kemirmesine izin vermeyip güneş bakıyor ve yürüyor yolundan, sana çarpmış mı, yanındakini yıkmış mı umurunda değil. Öyle olmak mı lazım yoksa öyle olanları toptan yakmak mı lazım karar verebilmiş değilim. Vurdum duymazlık aymazlıkla kolkola girmiş cirit atıyor sokaklarda bir taraftanda fazla adayanlar var kendini hayata. Herşeye hakim olmaya çalışan, söz hakkını söke söke alan, dişi tırnağıyla bir yerlere tırmanan dönüp arkasına bakmayan. İkisinin birbiriyle ortak noktası etrafındakileri umursamıyor olmasının yanında at gözlükleriyle baktıkları hayatlarında mutluluğu bulduklarını düşündükleri bir çizgileri olması. Oysa biz "düşünenler" zigzaglarla hayatın her uçurumunu, dağını taşını, bataklığını, bayırını çayırını görmeden geçmiyoruz bu dünyadan. Teoma "Düşünme" diyor da, kendisi düşünmeseydi nasıl yazacaktı kırıntılarla topladığı melodileri? Düşünmeyebilseydi bırakma kararı alır mıydı hayatının temeli olan müziği?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder