bilmem tanır mısın beni, 'hiç'im ben; koca bir hiç.
içimden geçip giden herşeyden anılar toplamış hiçbirine ait olamamış biriyim ben.
istekleriyle yaptıkları uyuşmayan, gözlerini kapattığında huzur bulamayanım ben.
şuçlu kim? diye sorarken hep kaçamak cevap verenlerden bir farkım var aslında tek bir suçlunun olmadığını bilecek kadar iyiyim ben.
ben bu hayatı doğru tespitleriyle yanlış yaşayanlardanım ama bir farkım var; ben hep pişman olan tarafım.
pişmanlık sarınca etrafını geçmişle hesaplaşmak alır baya bi zamanını. tek taraflı sorgulamalarda hem yargıçsın hem suçlu hem şikayetçisin hem masum. bu kadar kabalıkken kafanın içi sana yer kalmaz ki. sende 'hiç' olursun yer tutmaz, yok olursun.
hiçlik iyidir bazen her an herşeye dönüşebilir insan. ama dönüşmenin aslını kaybetmek olduğundan şüphelenirim ben.
aslımın tercih edilecek birşey olmadığını düşünsem de aynaya baktığımda özlüyorum çocuk bakışlarımı ben de.
başka birşey olmak ürkütmez beni geri dönüşü olmayan şeyler arasında büyümüş bir kaktüs çiçeğiyim ben.
bir arkadaşım demişti hayatı anlayabiliriz bir kaktüsten, elini direk basarsan üstüne kanatır seni
ama yukarıdan aşşağı yavaşça gezdirirsen dökersin dikenlerini.
ben dikenlerinin kökü içini kanatan bir kaktüsüm yalnış yönlere uzayıp giden.
içindeki çatışmalarda kendini tüketen çöldeki bedeviye kötü şans getiren.
inançlıyım ben. Hakka inanırım! haklı olanın var olduğuna kullar arasında, dinlemezler beni bu çoğunlukla ben olsam da.
'sen demiştin' demezler bana çünkü dinlemezler beni koca bir 'hiç'im ben ya!
hiçlik; içine herşeyi çeken bir girdabın ortasında içi boş bir bavul gibi durmaktır.
can dündar demiş ya 'yalnızlığa alışmalı insan' "bavulları hep dolu olmalı"...
'hiç' olanların doldurdukları bavullar boşalır bir taraftan, gönülleri kabullenmez topladıklarını savurur diğer yandan.
çünkü hayatında yazdır 'hiç' olanın gönlünde kış. yaz uğramaz içine tüyleri diken diken yaşar, kafasının dikine.
gidecek yeri yoktur ki 'hiç' olanın yolculukları hep kafasındadır onun.
O, yani ben, çok severim dağa tırmanmayı boş sokaklarda yürürken.
ben yürürken ıssızdır heryer hayallerime açılır koca bir yer, binalara yansır güneş ışınları ürpertir gün ortasında seher.
hiçbirinin gerçek olmadığını bilerek bunu yapmak 'hiç' eder insanı.
tercihlerini alt alta koyunca ederin sıfır çıkması 'hiç' eder insanı.
bir arpa boyu yol gidememiş olduğu yerde dönmüş durmuş ama ne yolcu olmuş ne yolunu bulmuş ne kalabilmiş ne bir yurdu olmuştur 'hiç' olanın. kafasının içinde çıktığı her yolculuk ona veriri kocaman bir yalancı bir mutluluk.
bilmem tanır mısın beni; 'hiç'im ben...
dışarıdan hayattan transit geçen bir tren gibi dursam da aslında her durakta kasislerle canı çıkan bir eski otobüsüm ben.
herşeyin sonunda omuz silken tarafta benim, ağlayamamanın verdiği boğuklukla yaşayan da.
nazara inanır 'hiç' olan bilir misin? korur kendini sahip olmadığı herşeyini. tahtaya vurur 3 kez, korkuyla gülümser sonra inceler herkesi teker teker. sahip olduğu tek şey yalancı mutluluklarını var olduğu hayalleridir onları yitirmesi gerçekle yüzleşmesidir.
ayna bakar çoğunlukla 'hiç' hissetmemek için kendini. kendi kendine giyinir süslenir gülümser kendine barşımaya çalışır ama nafile.
çok eskilerde bozulmuştur bu pakt, kendiyle çatışmıştır hayat. yansımasıyla anlaşamayan insan gölgesinie sığınır ancak.
'hiç' olmak boş olmayı gerektirmez ama boşluk hissini hiçbir şey geçiremez. ümitleri tükenmese de ümid edilen prens hiç gelmez.
bir kahraman tarafından kurtulmayı beklerken hayatı eşeleyen herşeye yetişen birini görürseniz işte o benim,yani 'hiç'lerden biriyim.
günlük hayatınızda ne kada rçok "hiç" dediğinize bir bakın. aslında beni ne kadar çok anıyorsunuz.
biliyorum içinizde aslında beni çoooook seviyorsunuz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder