29.11.12

yıldızlar





Balkon karolarının soğukluğu parmaklarımdan sızıp yüreğime kadar işliyor sanki. Tatlı bir ürperti hissettiğim dudaklarım titremeye başlıyor. Gözlerimden hayranlıkla akan damlanın çenemden tüyleri diken diken olmuş kollarımla çekiştirdiğim pijamama damladığını hissediyorum. Elimi uzatsam dokunacakmışım, kulak kabartsam duyacakmışım gibi buradalar. Tüm yaşanmamış aşklarımın tanıkları; yıldızlar. Senelerdir ne yüreğime bir kıvılcım düştü ne de onlara bakmaya yüzüm oldu.

Şimdi ise uykumdan sıçrayıp onlara koşmamın bir nedeni olmalı, ama yok. Umutsuz bitkin, bitki gibi yaşadığım hayattan çıkıp bu dağ başına gelmemin dışında beni onlara yaklaştıracak hiçbir şey yok hayatımda. Çamların o serinletici kokusu öyle yakından geliyor ki gecenin soğukluğu ile ciğerlerimde buluşuyorlar sanki. Değişiklik herkes içidin iyidir, dört duvar arasında sıkışmış bedenim ve dört lob arasında küflenmiş düşüncelerim için bile.

Otel sahibesinin şüpheci bakışları altında yerleştiğim bu tahtadan otelde bu dördüncü gecem. Dışarı çıkmaya üşendiğim hayatımdan kaçıp uzun yalnız yürüyüşlerle düşünce bataklıklarıma hapsolmuş durumdayım. Çığlık atıp atmamayı bile düşünen beynim tüm reflekslerini kaybetmiş olmalı ki rüya bile göremiyorum. Sabah kahvaltılarında otelin birkaç müşterisiyle birlikte üçüncü sayfa haberlerinin yüksek sesle okunduğu holde yaptığımız kahvaltılarda “Günaydın” deme zahmetine bile girmiyorum. Dışarı çıktığımda bunun nedenleri üzerine uzun uzun düşünerek geri döndüğümde güleryüzlü bir insan olmaya karar verip senaryoyu başa döndürüyorum.

Gece ne kadar karanlık. Yıldızlar beni özlemiş gibi göz kırpıyorlar ya da böyle anlamak işime geliyor.Onlarla bile konuşamayacak kadar içime dalmış durumdayım. Oysa bir tek çığlık her şeyi çözebilir, yani çözse çok mantıklı olur. Evet, hazırım. Şimdi avazım çıktığı kadar gecenin karanlığına doğru bağıracağım. Saate bakma! Sakin yüzünü gökyüzünden çevirme! Ne diye bağıracağım diye düşünme alfabenin ilk harfi çok uygun. İlla düşüneceksen içindeki tüm birikintileri atıyormuşcasına bağıracağını hayal et. Yan odadaki çifti aklına getirme! Birkaç güne burdan gideceksin ve bu insanları bir daha görmeyeceksin. Umursama! Allah aşkına bağır artık! Duvara tekme atsam yararı olur mu ki? Ayağım çıplak ya kırılırsa parmaklarım bu dağ paşında gece yarısı doktor bulunmaz kesin sakat kalırım.

Sanırım soğuktan burnum dondu şimdi yere düşecek. Eminim bir filmin içinde olsam böyle bedbaht haldeki bir karakterin başına muhteşem bir macera gelirdi. Ölesiyle durgun hayatı saçma kazalar ve karşılaşmalar sonucu çok güzel bir kızla kesişirdi. Gerçi bu dağ başında ancak bir dişi kurtla kesişebilir benim yolum onu da tercih etmem açıkcası. Düşüncelerine kendisi karşı çıkabilen nadir insanlardanım ve bunun için bana ödül olarak depresyon tanısını bahşettiler.

Yıldızlar da beni terk ettiğine göre güneşe gülümseme vaktidir. Allah’ım kendimi neşelendirirken bile yapmacık olabiliyorum. Düşüncelerimin çoğunu uygulamaya geçmeyişim beni nefes alan bir canlı halinde tutsa da bazılarını hayata geçirsem yaşamak kelimesine ulaşabilirim. Mesela yaklaşık iki yaşlarında yaşamanın gereklerinden biri olan iletişim kurmak için heyecanla tükürük saçtığımız konuşmak gibi.

Haberleri sunan kızın stüdyosunu basıp gırtlağına sarıldığımda ben de ünlü olabilirim herhalde. Belki de gece sesleri yetmez gibi kahvaltıda cıvıldayan tatlı yan komşularımı. Şiddet eğilimi gösterebilecek kadar fiziksel yeterliliğim olmaması de güzel bir durum sayılabilir. Farklılık için geldiğim bu dağ başının rutinine alışmış olmak ne büyük saçmalık.

Bu yolu her yürüdüğümde farklı bir şey düşünüyorum ama hepsinin temeli bunca zamandır var olmaya nasıl katlandıkları. Canlı olduklarını ve zamanla bizim gibi yaşlanıp içlerinin çürüdüklerini bilimsel olarak biliyoruz. Rüzgarda sallanan yapraklarıyla iletişim kurduklarına dair kurgusal hikayeleri de katarsak bizim türümüzle benzeştikleri söylenebilir. Her zaman bir orman içinde değil koca bir arsa ortasında yalnız başlarına da yaşayabiliryorlar onlar işte bana en çok benzeyenler. Meyve vermeyen, kimsenin büyümesiyle ilgilenmediği ama bir şekilde ar olan, büyüyen ve belki de sonsuza kadar öyle büyüme devam edecek olan. Çünkü kendi eliyle hiçbir şey yapamıyor, benim durumumda yapmamak ile yapamamak arasında sıkışık yaşıyor.

Bir mucize beklemek çok mu saçma? Etrafımızda bunca mucize her saniye yeniden yaratılırken ve yok edilirken. Kimsenin farketmediği ve farkedilmeye çalışmayan beni görüp, bana gelecek bir mucize olmasını istemek. Hiçbir şey yapmadan beklerken kendinden iğrenecek duruma geldikçe daha çok beklemek. Düşüncelerinden başka hiçbir şeyi olmayan bir adamı kim sever ki?

 

Hiç yorum yok: