
Balkon karolarının
soğukluğu parmaklarımdan sızıp yüreğime kadar işliyor sanki. Tatlı bir ürperti
hissettiğim dudaklarım titremeye başlıyor. Gözlerimden hayranlıkla akan
damlanın çenemden tüyleri diken diken olmuş kollarımla çekiştirdiğim pijamama
damladığını hissediyorum. Elimi uzatsam dokunacakmışım, kulak kabartsam
duyacakmışım gibi buradalar. Tüm yaşanmamış aşklarımın tanıkları; yıldızlar.
Senelerdir ne yüreğime bir kıvılcım düştü ne de onlara bakmaya yüzüm oldu.
Şimdi ise uykumdan
sıçrayıp onlara koşmamın bir nedeni olmalı, ama yok. Umutsuz bitkin, bitki gibi
yaşadığım hayattan çıkıp bu dağ başına gelmemin dışında beni onlara
yaklaştıracak hiçbir şey yok hayatımda. Çamların o serinletici kokusu öyle
yakından geliyor ki gecenin soğukluğu ile ciğerlerimde buluşuyorlar sanki.
Değişiklik herkes içidin iyidir, dört duvar arasında sıkışmış bedenim ve dört
lob arasında küflenmiş düşüncelerim için bile.
Otel sahibesinin
şüpheci bakışları altında yerleştiğim bu tahtadan otelde bu dördüncü gecem.
Dışarı çıkmaya üşendiğim hayatımdan kaçıp uzun yalnız yürüyüşlerle düşünce
bataklıklarıma hapsolmuş durumdayım. Çığlık atıp atmamayı bile düşünen beynim
tüm reflekslerini kaybetmiş olmalı ki rüya bile göremiyorum. Sabah
kahvaltılarında otelin birkaç müşterisiyle birlikte üçüncü sayfa haberlerinin
yüksek sesle okunduğu holde yaptığımız kahvaltılarda “Günaydın” deme zahmetine
bile girmiyorum. Dışarı çıktığımda bunun nedenleri üzerine uzun uzun düşünerek
geri döndüğümde güleryüzlü bir insan olmaya karar verip senaryoyu başa döndürüyorum.
Gece ne kadar karanlık.
Yıldızlar beni özlemiş gibi göz kırpıyorlar ya da böyle anlamak işime
geliyor.Onlarla bile konuşamayacak kadar içime dalmış durumdayım. Oysa bir tek
çığlık her şeyi çözebilir, yani çözse çok mantıklı olur. Evet, hazırım. Şimdi
avazım çıktığı kadar gecenin karanlığına doğru bağıracağım. Saate bakma! Sakin
yüzünü gökyüzünden çevirme! Ne diye bağıracağım diye düşünme alfabenin ilk
harfi çok uygun. İlla düşüneceksen içindeki tüm birikintileri atıyormuşcasına
bağıracağını hayal et. Yan odadaki çifti aklına getirme! Birkaç güne burdan
gideceksin ve bu insanları bir daha görmeyeceksin. Umursama! Allah aşkına bağır
artık! Duvara tekme atsam yararı olur mu ki? Ayağım çıplak ya kırılırsa
parmaklarım bu dağ paşında gece yarısı doktor bulunmaz kesin sakat kalırım.
Sanırım soğuktan burnum
dondu şimdi yere düşecek. Eminim bir filmin içinde olsam böyle bedbaht haldeki
bir karakterin başına muhteşem bir macera gelirdi. Ölesiyle durgun hayatı saçma
kazalar ve karşılaşmalar sonucu çok güzel bir kızla kesişirdi. Gerçi bu dağ
başında ancak bir dişi kurtla kesişebilir benim yolum onu da tercih etmem
açıkcası. Düşüncelerine kendisi karşı çıkabilen nadir insanlardanım ve bunun
için bana ödül olarak depresyon tanısını bahşettiler.
Yıldızlar da beni terk
ettiğine göre güneşe gülümseme vaktidir. Allah’ım kendimi neşelendirirken bile
yapmacık olabiliyorum. Düşüncelerimin çoğunu uygulamaya geçmeyişim beni nefes
alan bir canlı halinde tutsa da bazılarını hayata geçirsem yaşamak kelimesine
ulaşabilirim. Mesela yaklaşık iki yaşlarında yaşamanın gereklerinden biri olan
iletişim kurmak için heyecanla tükürük saçtığımız konuşmak gibi.
Haberleri sunan kızın
stüdyosunu basıp gırtlağına sarıldığımda ben de ünlü olabilirim herhalde. Belki
de gece sesleri yetmez gibi kahvaltıda cıvıldayan tatlı yan komşularımı. Şiddet
eğilimi gösterebilecek kadar fiziksel yeterliliğim olmaması de güzel bir durum
sayılabilir. Farklılık için geldiğim bu dağ başının rutinine alışmış olmak ne
büyük saçmalık.
Bu yolu her yürüdüğümde
farklı bir şey düşünüyorum ama hepsinin temeli bunca zamandır var olmaya nasıl
katlandıkları. Canlı olduklarını ve zamanla bizim gibi yaşlanıp içlerinin
çürüdüklerini bilimsel olarak biliyoruz. Rüzgarda sallanan yapraklarıyla
iletişim kurduklarına dair kurgusal hikayeleri de katarsak bizim türümüzle
benzeştikleri söylenebilir. Her zaman bir orman içinde değil koca bir arsa
ortasında yalnız başlarına da yaşayabiliryorlar onlar işte bana en çok
benzeyenler. Meyve vermeyen, kimsenin büyümesiyle ilgilenmediği ama bir şekilde
ar olan, büyüyen ve belki de sonsuza kadar öyle büyüme devam edecek olan. Çünkü
kendi eliyle hiçbir şey yapamıyor, benim durumumda yapmamak ile yapamamak
arasında sıkışık yaşıyor.
Bir mucize beklemek çok
mu saçma? Etrafımızda bunca mucize her saniye yeniden yaratılırken ve yok
edilirken. Kimsenin farketmediği ve farkedilmeye çalışmayan beni görüp, bana
gelecek bir mucize olmasını istemek. Hiçbir şey yapmadan beklerken kendinden
iğrenecek duruma geldikçe daha çok beklemek. Düşüncelerinden başka hiçbir şeyi
olmayan bir adamı kim sever ki?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder