Aslında okuduklarınızdan farklı bir şey anlatmayacağım size. Az ya da çok bilirsiniz beni, bilmeseniz bu sayfayı açmazdınız. Oysa ben bunları kendimi bilmek için yazıyorum, gerçi bilmek neye yarıyor hala bulabilmiş değilim. Yazmak, tanımlamak, anlatmak hiçbir zaman çözmeye yaramıyor. Yaşamadan kelimelerin ülkesinden nasibinizi alamıyorsunuz fakat, yaşarken kelimelerin ülkesinde onları yazmaktan uzak kalıyorsunuz. Hayat bir dengeden ibaret; her his, her düşünce ying yong misali, hem birbirine karşıt hem içiçe. Tek bir karar; sert, kati, gerekli bir karar ile hayatı değiştirebileceğine inanmak zor. Duygularımızı susturmak için onca çaba sarfettiğimiz zamanlarda duygularımızı dinlemeden düşünebilmek ise imkansız.
Hayatımı kontrol altına almak istedim, yaralanmamak için kapattığım kapıların önüne mantıklı düşünceler, hesapları çözmekle görevli gardiyanlar diktim. İçeride kalemimi unuttuğumu farketmem yıllarımı aldı. Artık yalnızca düşüncelerimle oluşturduğum hikayelerim, aklımın izbelerine tünüyor, hepsi birbirini didikleyerek yaşamaya çalışıyor. İçlerindeki hissiyat yalnızca kurgu gereği var olduğundan ne yok olabiliyorlar ne var olabiliyorlar. Yazılmayan her hikayem hapis duygularımı biraz daha zincirliyor.
Yaşamak dediğimiz şeyin ne yaparsak yapalım hayattan tad almak olduğunu aheste aheste yeniden öğreniyorum. Kendi hapishanemden kurtarmaya çabaladığımı düşündüğüm hislerimi geri istiyorum. Çünkü yazmadan onları yaşayamam fakat, yaşamadan da yazmak mümkün olmuyor. Sağlam durmalı kurgular karşısında, hikayenin peşinden sürüklenmeden suyun akışını hissederek ilerlemeli. Bu gücü insana veren şey hislerimizdir, düşünceler rotayı çizse de onları hayata geçiren hislerimizdir. Abarttığımız gülüşler, yalnızca bir damlayla yetinen ağlayışlar ve anlamaya çalışmayı kabullenmekten kolay gören düşünceler; kendimizle girdiğimiz çatışmanın ürünleri.
Arada kalmak kötüdür, çatışma yorucudur çünkü. İnsan aradaysa, anlamış demektir ve anlamak insanın kendine verebileceği en kötü cezadır. Anlayan insan kati olamaz çünkü, tabi eğer duyguları aklının kalkanı değilse. İnsan güvende olmak ister, hep sırtını yaslamaktan bahseder oysa ki sırtını yaslamak yalnızca kalbini daha rahat açabilmek içindir. Yazmak kelimelere sırtını dayamak gibidir, kalbini aklının penceresinden insanlara göstermektir. Ben bundan mahrum olduğumdan beri yani kendimi mahrum ettiğimden beri, kelimelerimin hapsinde yaşıyorum.
Kelimeler aklımda cirit atarken yazamıyor olmanın betimlenecek bir tarafı yok çünkü anlaşılacak bir tarafı da yok. Ben kendi içimde ihtilal yaptım, aklımı duygularımın gölgesine aldım. Ne kadar pişman olursam olayım herhalde kabullenmeyi öğrenmeden yeniden ya/ş/z/amayacağım...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder