8.5.13

akıl duyguyla çalışır





İzlediğimiz şeyler bizimle ne kadar alakasız olsa dahi etkilenebiliyorsak, bu hala hislerimizin çalıştığı anlamına gelebilir değil mi? Yoksa ben öyle olmasını ümit etmek istiyorum diye mi birikiyor gözümün kenarına bir damla, her keman sesi duyduğumda?

Yine başladım uzun cümler içeren kendime yönelik soru sormalara. Yalnızlığın, bu kalabalıktan uzak kalmakla alakalı olan durumdan ziyade daha kişisel bir şey hislerinin nefes nefes çürüyüşünü izlemek gibi, her hücremi sarmasına az kalmış olmasından sanırım bu sanrılar. Tahammül edebildiğim onca kocaman mesele varken bir tek ifadesiz yüz çılgına çeviriyor beni. Kendimi kime şikayet edebilirim ki, hırpalandıkça hislerime pranga vurup düşüncelerimi kapılarına nöbetçi koyan bendim. Şimdi üzülmek yerine aklımda evirip çevirip geçmişle, teorişlerle besleyip içimi kemiren saçma bir düşünce daha büyütüyorum her mantıksızlıkta.

Zamane Mecnun'u Leyla'sının başına getirdiği dertlere üzüldüğünde ortalığı yıkıp sonra konuyu "Benim sevgim hastalıklı... Kime başımı çevirsem zarar veriyorum." diyor. Benim göğsüm daralıp, gözüm buhulanıyor ama o buğu bir damlaya dönüşemiyor. Oysa ne güzeldi kim bilir hüngür hüngür ağlamak bir aşk acısını izlerken ya da gülmek sakar bir acemi aşık hallerini izlerken. Şimdi her "şey" uzak diyarlardan verilmiş bir nefes ile perdeyi dalgalandıran meltem gibi geçiyor içimden. Hissettirmeden, yerleşmeden, anlamadan, yormadan...

Aklıyla da sevebilir insan, bunca sene bunu öğretti bana. Ama akıl ancak duyguyla çalışır, bunu en başında bilseydim yaralanmayı bu kadar önemsemezdim. Şimdi, hala; hatırlamadığım, görmediğim yaraların acıları düşüncelerime kazınmış halde her gülüşümü, her damlayı akıl terazimde tartmak zorunda kalmazdım. Hislerim çok derindi onca sene önce, belki de kendi gözümde büyüktü başkalarının sevgisi de. Bir iki dost çiziği öyle bir derine işlemiş ki, kalbime bir bakış busesi değmeden düşünce kulesine hapsedildi.

Velhasılı kurmaca yaşadığımız hayatlarımız ne kadar açıksa yıkılmaya, o kadar sağlam durmalı duygularımız hayat karşısında. Bir garip buğulu perde arkasından gülümsüyorum ben hayata, bir umut kırıntısına sarılı yüreğim masallara inanmayı saçma bulsa da beklemekte hala. Kendimden kurtarıp kendine kavuşturmalıyım kendimi; ne kadar bencilce değil mi?! Ne anlamı var kurmaca mutlulukların, perasızca yaşayamıyorsak. Ne anlamı var pervasızlığın, sınırımızı bilmiyorsak!

Hiç yorum yok: