4.3.14

Karma



Dünyada karşılıksız yapılan her şeyin mükafatı sizi elbet gelip bulur. Çok romantik bir beklenti olarak görebilirsiniz bunu. Hatta belki de öyledir. Fakat insan yaşadıkça törpüleniyor, törpülendikçe dünyanın öbür ucundaki, hatta etrafındaki insanı görmezden gelip hayata omuz çekiyor. Geri dönüş alamadığı her tepkisini elinin altına gelmeyecek yerlere saklıyor, tekrar yaralanmamak ya da elini uzattığında boş kalmaması için.

Dünya hali bu; siz uzanan ellere koşmak için uğraşırken, sizin uzattığınız ele dönüp bakmayanlarla dolu. Kendine yediremiyor, haksızlık, mantıksızlık, riyakarlık olarak tanımlıyor insan tüm bunları. İdrak edemiyor tabi, baktığında ona mükemmel güzellikte gelen şeyin başkası için hiçbir şey ifade etmeyebileceğini.

Oysa hayat böyle bir şey. Ortak yaşantılarımıza herkes kendi penceresinden bakıyor ve hepsinin gördüğü dünya farklı, gördüğü benzer olsa da anlamlandırmaları tamamen ayrı. Ortak değerlerimiz diyoruz, yardım etmek, misafir perverlik, düşene el uzatmak, hatanın karşısında olmak, namusun dokunulmazlığı, adaletsizliğin, haksızlığın karşısında durmak… Ortak bir insanlığın olduğuna inanmanın mümkün olduğu zamanları geçtik mi yoksa?

Hayata bireysel bakıyoruz madem, kişiler üzerinden konuşalım, hem de en yakınlarından ailelerinden başlayarak. Kendi hayatını ailesi üzerinden kuran babaların çocukları babalarının sözüyle çatışan, ilişkilerini tamamen kesmiş ya da tamamen ona boyun eğmiş koca adamlara döndü. Şimdi bu adamların çocukları aile kuruyor. Hepsi kendi babasına yaptığını ya da yapmadığını bir şekilde çocuklarından görüyor. Bir menkıbe de oğlu tarafından dövülen  babanın dediği gibi “Dokunmayın! Ben de babamı aynı yerde dövmüştüm.”

Günümüzde Tarkan’ın bir zamanlar çıkardığı albüm ismi olan “Karma”, kozmoz ya da evrene ilettiğiniz pozitif duygular olarak adlandırılan bu döngü, hiçbir sözün kaybolmadığı muhteşem yaratılmış düzenin bir yansıması. İyilik ya da kötülük her ne çıkmışsa elinizden, dilinizdeni yüreğinizden, elbet gelip bulur sizi. Sizin tahammül gösterdiğiniz, gönlünüzü açtığınız, çelme taktığınız, hakkını yediğiniz kişiden karşılık olarak gelmese de, hiç beklemediğiniz bir anda hiç beklemediğiniz biriyle bulur sizi.

Her yaşadığımızın sebebini kendi yansımamızda aramamız gerekir. Biz bir taş atmazsak suya suyun durgunluğunu rüzgardan yani Allah’ü Teala’nın iradesinden başka hiçbir şey dalgalandıramaz. Tabi bizim durgunluğuyla huzur bulduğumuz suyun, dalgalı halinden daha çok faydalanacağımız aklımıza gelmez. Oysa her hareket bizi hayatımızda bir yerlere taşır, iyi ya da kötü. Asıl olay taşındığımız yerdeki suyu nasıl karşıladığımızdadır. Bizim insan olarak görevimiz temas ettiğimiz suyun berrak kalmasını sağlamaktır.

Metaforlar hayatımızın bir parçası olmuş olsa da hala karışık gelebiliyor bizlere. Demek istediğim temas ettiğimiz insanları, yerleri veya durumları bulandırmamak hatta oraya baharı getirmektir iyilik. Bunu yapan başka bir yerde başka biri tarafından elbette başka bir baharla karşılanacaktır. Buna dair inancını yitirmemek günümüzde çok zor, senelerce en yakın dostundan ihanete uğramışların hikayelerini okuyarak etrafımıza duvarlar ördük, isteyerek ya da istemeyerek.


Umut kaybolmaz, yalnızca saklanır. uçan balonlar gibi ucunu tutacak minik eller bekler. Biz kadınların görevi o minik ellere umutlarına sahip çıkmayı öğretmektir. İnsan fıtratında hiçbir şey beklentisiz değildir, fakat önemli olan karşılığı sabırla doğru yerden beklemektir. Hayat bir silsiledir çünkü. Merdiven basamakları gibi sürekli yukarı çıkar bir üstteki basamağın daha sağlam olduğunu umarak. İyiliğe dair umudumuzu çocukluk fotoğraflarımızdan bugünümüze taşıyabilmek dileğiyle…

                                                                                                   İrem Özal
                                                                                     Turuncu Dergisi Şubat 2014 

Hiç yorum yok: