23.4.14

Pırasa Kokusu

 
 
Sırtında yüklü kitaplar, elinde ufacık bir giysi çantası. İki günlük bir konferansa gelmiş

gibiydi otogara indiğinde. Senelerdir her türlü ailevi telaşesine ev sahipliği yapan bu mekan

onu yadırgamıştı sanki. Hissettiği şeye özlem denir miydi? Özleseydi daha önce gelmez

miydi? Kalabalığın arasına karışıp soruların yolda bir yerde kaybolmasını umuyordu.

Memlekete gelmek için her öğrencinin çektiği yolculuk derdini kitaplarına taşıtmış, yolculuğun

tadına varmıştı tüm gece. Günün ilk ışıkları şehirlerarası yolları uzaktan uzağa seyreden

tarlaları aydınlatmaya başladığında, boynunun tutulmasına neden olan on beş dakikalık

uykusundan yeni uyanmıştı.

Otobüsün içi kahve kokmaya başladığında evine yaklaşmakta olduğunu anladı. Zoraki

gidişlerden biriydi onunki. Eve uğramayalı iki ayı geçmişti; vizedir, ödevdir, arkadaşlarla

planlardır derken evin sıcaklığını cep telefonu cızırtılarından ibaret görmeye başlamıştı.

Kızgınlığın arkasına gizlediği kırgınlığın acısını bağırarak gösteren babasının “Cumartesi

günü kahvaltı masasında ol!” demesiyle düşmüştü yollara.

Bu şehrin toplu taşıma sorunlarından yıldığına dair birçok söz geçti aklından. Hemen

ardından mahallelerindeki fırın geldi gözünün önüne; çocukluğunda ramazan pidesi için

sırada beklediği, her aldığı ekmeğin başını tırtıklayarak eve yürüdüğü pos bıyıklı Ahmet

amcanın fırını. Oğlu Celil ile birlite az top koşturmamışlardı arka mahalle takımına karşı.

Annesinin çamurlu formasını yıkarken onun heyecanla anlattığı maç hikayelerini büyük bir

sevinçle dinleyişi geldi gözünün önüne. “Şimdi erkenden kalkmış bana biber kızartması yapıyordur.”

dedi elinde olmadan seslice.

Ahmet amcanın fırınından ekmek alırken Celil’in ne yaptığını sordu, telefon numarasını

aldı. Kardeşine sürpriz yapmak için bakkala girdi. Küçükken hiç anlaşamadığı bakkalın kızı

Yasemin’i kasada görünce şaşırdı. Ufacık kızıl saçlı bir kızda tezgahın arkasında sakin sakin

onları seyrediyordu. Eve yürürken hayatın gariplikleri üzerine kafa yorarak babası ile karşılaşacağı

anı düşünmekten kaçınıyordu.

Annesinin biber kızartmalarını komşulara dağıtan kız kardeşiyle merdivenlerde karşılaştı.

Elindeki tabakları zıplarken neredeyse düşürecekti. Kapıda oğlunu gören annesinin gözleri

doldu. Sert bakışlı babası ise oğlunu hasretle sarılmasıyla derin bir nefes aldı. Onların masasında

başı yenmiş ekmek yerini alırken tüm apartman hanelerinde “Fadime’nin oğlu geliyormuş.”

cümlesi eşliğinde biber kızartması yeniyordu.

Kahvaltı sonrası çay faslı bittikten sonra babası ile birlikte büyükleri ziyarete gitti.

Bayramlıklarını giyip bekleyen dedesi ve ninesi sanki aylardır aramayan o değilmişçesine

sevgi doluydu. Onlar için aylarca övünç kaynağı olarak anlatılacak hikayeler bırakırken, onlarda

cebine birbirlerinden gizli harçlık sıkıştırmaya uğraşıyorlardı. Geldiğini duyan telefon açıyordu;

halalar, amcalar, teyzeler, dayılar, kuzenler derken akşamı etmişlerdi.

Hem sevinçten hem mahcubiyetten yüzü kızarmıştı. Babasının söylemek istedikleri vardı

elbette ama onun bu haline pek dokunmak istemiyordu herhalde. Kafasının bir tarafı kendiyle

hesaplaşıyor bir tarafı ise hala bu duygulardan sıyrılmaya gayret ediyordu. Yol boyunca

baba oğul pek konuşmadan yürüdüler. Apartmanın önüne geldiklerinde sadece yatmak istiyordu,

bu tempo ona fazla kalabalık gelmişti. Pırasa kokusu sarmış merdivenleri…

Kimi sevmez, hatta kimine yolunu değiştirtir bu koku ama onun için pırasa; anne evidir.

Her annenin evladının saçını okşaması gibidir damak tadını bilmesi. Annesi yine yüreğini

okşamıştı evladının.

Onca sabretmenin, zahmetin karşılığını bir tebessümle, bir eline sağlık demesiyle verebileceğini

bilmek evladın en büyük rahatlığıdır. O da bu rahatlığın arkasına sığınıp akşam

yemeğine kadar odasına çekildi.

Durmadan gelip kapıyı tıklatan kız kardeşiyle şakalaştı, üniversite hayatından onu heveslendirecek

detayları seçip anlattı. Sofraya çağırmak için gelen annesi ise onları öyle saadet

içinde görünce ikisini de öpmekten kendini alamadı. Fırsattan istifade o da annesine gönlünce

sarıldı; pırasa kokulu annesine, anne evinin ne demek olduğunu bıkmadan yeniden yeniden

hatırlattığı için binlerce teşekkür edercesine sarıldı…

          İrem Özal
Turuncu Dergisi Mart 2014

Hiç yorum yok: