Hayatı gönlümüzün rengiyle gördüğümüzde ancak anlamı olur bakmanın denize...
Ben dünyayı mavi görürken nedendir bilmem hergün batan güneşin kızıllığı yakar canımı. Terk edilmedim bir gün batımında ya da yalan söylemedim beklediğim gecenin semasına. Birini kaybettim gerçi bir gün batımından hemen önce. Onun aldığı son nefes gökkubbede dolaşırken kızıldı dünyanın rengi. Mavi gözlü, yüreği çocuk bir adam gözlerini yummuştu bir kızıllıkta, ardında bıraktığı tüm yükler ve yanında götürdüğü tüm güzelliklerle.
Oysa ondan çok önce kırmızı yakmış olmalı canımı ben daha çocuktum gün batımında pencereleri buğularken nefesim. Elimdeki ilk kağıt kesiğinde döktüğüm gözyaşına karışan kırmızı sızı yer etmiştir belki yüreğimde. Belki büyüdüğümden kardeşime kalan bir kırmızı elbisenin askısında takılı kalan çocukluğum sızlıyordur. Kırmızı bir balon kuyruğuna takılmış olabilir "gönlümün kırık ucu".
Kırmızı; seni kendine çağırır, peşinden koşturup yorar seni. tüm çabalarıma rağmen ucunu yakalayamadığım tüm fırsatlar saklıdır kırmızıda. Bülbülün kanıdır efsaneye göre gülün rengi; ne kadar koyu ise bir gülün kırmızısı o kadar çok sevmiştir bülbül onu. Çok sevilmektir belki her kırmızıdan beklediğim ve beklediğimi bulamadığım. Kırmızı aşktır diyenler yüzündendir belki kırgınlığım. Küskünlüğümün nedeni belki kırmızı ateş gibi ısıtacağına gün baterken gece ile ayazı getirmesidir.
Oysa ben geceyi severim mavininen koyu halidir gece. Kırmızı iki mavi arasındaki karar çizgisidir. Kararlarım ne kadar iyi olsa da onlara ulaşmanın zorluğundan kırmızı çizgilere uzak dururum ben. Yalnızca kısa bir anken büyüler, alır götürür, korkutur, sarmalar beni kırmızı hergünün geceye kavuşma anında. Belki de ben kavuşamadığımdan burkulur içim kırmızıya her baktığımda...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder