Gözlerini arayan bir göz var; yeşilliğe baktıkça yeşillenmiş, bir damla suyu olsa gelip ellerine verirmiş gibi derin derin bakan bir göz. Onunkilere hiç benzemeyen omuzları var diyor; sakin ve sevecen. Neden? Güvenilmez, yalçın, kurak bir dağ idi Onun omuzları. Neden bu serin huzurda O geliyor anılardan?
Muzip bir rüzgar gibi dolanıyor etrafında sözleri, söyleyerek değil sezdirerek yüreğini saran tatlı iltifatları. Neden? Onun sevmeyi lütuf sayan kaçamak laflarını andırmıyorken hiç; neden sevilmeye bu kadar yakınken Onun uzak duruşları çıkıyor karşısına?
Olmayan bir ilk hikayesinden, olmayan bir kahramanın sevgisinden, olmayan bir sevginin, olmayan sıcaklığı kesiyor önünü. Seneler önce kapıları daha çalınmadan talan edilmiş yüreğine yerleşmeden terk etmiş biri O. Aylar sonra yerinde bulamadığı sevinçleriyle anladı gidişini, hiç var olmayışını aslında. Beklemedim diyor Onu, hem de hiç, yani Onun gelmediği gibi; hiç. Hatırlamadığını, düşünmediğini söylüyor. Hiç nedensiz yüreğini ısıtan bir bakışta rüyalarına giren Onu, hiç tanımadığını, tanıyamadığını söylüyor.
Şimdi, diyar diyar gizli saklı yeşillikleri gezdiren; tatlı rüzgarların arasında kalmış bu yüreğin orta yerinde, hiç nedensiz tutmuşturulmamış bir çıranın bıraktığı kül yığını peyda olmuşken; ne yapmalı da inanmalı aşkın varlığına ?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder